30 Ağustos Zafer Bayramı
Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayramıdır. Her yıl 30 Ağustos günü kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.
23 Ağustos – 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Savaşı'yla Yunan orduları gerilemek zorunda kaldı. Bu uzun zamandır Türk ordularının elde ettiği ilk başarıdır. TBMM tarafından Sakarya Savaşı'ndan sonra Mustafa Kemal'e mareşal ve gazi unvanları verildi. Tarihin bu dönüm noktasından sonra Yunan ordularının topraktan atılma kararı alınır. Sad planı adı verilen taarruz planı ocak ve nisan aylarında iki kez ertelenir. Taarruzun hazırlıkları tam anlamıyla ağustos ayında tamamlanır. Batı cephesinin kuzeyindeki ve güney cephesindeki Türk birlikleri, büyük bir gizlilik içinde Kocatepe bölgesine kaydırıldı. İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane gizlice Anadolu topraklarına getirtildi. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silahlar satın alındı. Orduya taarruz eğitimi yaptırıldı. Gazi Mustafa Kemal'in başkomutanlığını yaptığı Türk ordusu, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir kaç saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı. Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Taarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları yabanci işgalinden temizlenmiş oldu.
Zafer Bayramımız hepimize hayırlı olsun!
Ervin İbraim
Zafer Bayramı Bükreş’te kutlandı
Zafer Bayramı’nın 101. yıldönümü, Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçiliği tarafından Odeon Tiyatrosu önünde bulunan Mustafa Kemal Atatürk büstüne ve Bükreş’teki Şehitler Mezarlığı’na çelenklerin konulduğu törenlerle ve 30 Ağustos Çarşamba günü düzenlenen bir resepsiyonla kutlandı.
30 Ağustos sabahı, Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçisi Sayın Özgür Kıvanç Altan, Bükreş Yunus Emre Kültür Enstitüsü, TİKA Bükreş Ofisi ve Romanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının bazı derneklerinin temsilcileri, 26-30 Ağustos 1922 tarihlerinde Afyonkarahisar yakınlarındaki muharebelerde hayatını kaybeden şehitlerin anısına çelenk bıraktı. Romanya Demokrat Türk Birliği adına çelenk koyan ve M.K. Atatürk büstüne saygı duruşunda bulunan R.D.T.B. Bükreş Şubesi’nden bir heyet katıldı. Büyükelçi Özgür Kıvanç Altan mesajının başında Crevedia’daki yangında yaşanan can kayıplarından duyduğu üzüntüyü ve yardıma hazır olduğunu ifade etti. Türk diplomat konuşmasında, bu yılın Mustafa K. Atatürk’ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşı’nın son muharebesinin 101. yıldönümü olduğunu hatırlattı. Atatürk’ün önderlik ettiği ve bir yıl sonra 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına yol açan Kurtuluş Savaşı’nın 101. yıldönümü olduğunu hatırlattı. “Demokrat ve müreffeh bir cumhuriyet inşa etme çabalarımızda her zaman büyük zorluklarla karşılaştık. Ancak kadın ve erkeklerimizin fedakârlıkları sayesinde istikrarlı bir şekilde ilerledik. Daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye için birlikte çalışmaya, Romanya gibi dost ve müttefiklerimizle dünya barışına katkıda bulunmaya devam edeceğiz.” Büyükelçi Özgür Kıvanç Altan söyledi. Türkiye Cumhuriyeti ordusuna atıfta bulunan Sayın Özgür Kıvanç Altan şunları söyledi”: “Her gün vatanımızı koruyan ve dost ve müttefiklerimize güven veren silahlı kuvvetlerimizle özellikle gurur duyuyoruz. Aynı zamanda, şehitlerimiz ve askerlerimiz sonsuza kadar hafızamızda kalacaktır. Dünyanın farklı bölgelerinde ortak ideallerimizi savunarak güvenliğimizi sağlayan silahlı kuvvetlerimize başarılar diliyoruz”. Türk diplomat konuşmasının devamında Romanya ve Türkiye arasındaki ikili ilişkilerin düzeyini “mükemmel” olarak değerlendirdi. Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçisi konuşmasının sonunda şunları söyledi: “Bizler sadece uzun süredir komşu ve dost değil, aynı zamanda NATO’da müttefik ve stratejik ortağız. Her iki ülke de ilişkilerini her alanda derinleştirmeye kararlıdır. Ordumuz, donanmamız ve hava kuvvetlerimiz güçlü ortaklarımızdır. Daha önce olduğu gibi yakın işbirliğimizi sürdüreceğiz. Bu vesileyle, ülkeleri ve ortak ideallerimiz için görev yapan Romanya ordusuna başarı dileklerimi iletmek isterim. Karadeniz ve Balkanlar arasındaki ortak alanımızda istikrar ve barışın hakim olmasını temenni ediyorum. Ukrayna bizim dostumuz, ortağımız ve komşumuzdur. Toprak bütünlüğüne tam destek veriyoruz. Aynı zamanda barış için diplomatik çabalarımızı da sürdürüyoruz.” Büyükelçi Özgür Kıvanç Altan konuşmasının ardından konuklarla samimi bir sohbet gerçekleştirdi.
Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçisi Sayın Özgür Kıvanç Altan’ın ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona katılan çok sayıda davetli arasında Ekonomi, Girişimcilik ve Turizm Bakanı Sayın Ştefan Radu Oprea, Genelkurmay Başkanı General Daniel Petrescu, Ekonomi Bakanlığı Devlet Sekreteri Sayın Daniela Nicolescu ve DRI Müsteşarı Sayın Dincer Geafer de yer aldı.
Nurcan İbraim
Ziua Victoriei sărbătorită la Bucureşti
Cea de-a 101 aniversare a Zilei Victoriei a fost marcată de Ambasada Republicii Turcia la Bucureşti prin momente solemne în care au fost depuse coroane de flori la bustul lui Mustafa Kemal Atatürk, situat în faţa Teatrului Odeon şi la Cimitirul Eroilor Turci din Bucureşti, precum şi printr-o recepţie în data de 30 august. În dimineaţa zilei de 30 august, au depus coroane de flori în memoria eroilor căzuţi la datorie în perioada 26-30 august 1922, în bătăliile din apropiere de Afyonkarahisa, Ambasadorul Republicii Turcia la Bucureşti, E.S. dl. Özgür Kıvanç Altan, reprezentanţi ai Institutului Cultural Yunus Emre Bucureşti şi ai Biroului TIKA Bucureşti şi ai unor asociaţii ale cetăţenilor turci stabiliţi în România. A depus o coronă de flori din partea Uniunii Democrate Turce din România şi a păstrat un moment de reculegere la bustul lui M.K. Atatürk şi o delegaţie a Sucursalei UDTR Bucureşti.
La recepţia oferită de Ambasadorul Özgür Kıvanç Altan şi Ataşatul militar al Forţelor Terestre colonel Cağrı Sağlam, la Ambasada Republicii Turcia la Bucureşti, au participat reprezentanţi ai administraţiei publice centrale, membri ai corpului diplomatic acreditaţi la Bucureşti, ai mediului de afaceri şi ai comunităţilor turcă şi tătară. În debutul mesajului său, Ambasadorul Özgür Kıvanç Altan şi-a exprimat regretul faţă de pierderile de vieţi omeneşti înregistrate în urma incendiului de la Crevedia şi şi-a arătat disponibilitatea de a oferi ajutor. În discursul său, diplomatul turc a amintit că în acest an se sărbătoreşte cea de a 101-a aniversare de la bătălia finală a Războiului de Independenţă condus de Mustafa K. Atatürk, care a permis fondarea Republicii Turcia, un an mai târziu, în 1923. „În eforturile noastre de a construi o republică democratică şi prosperă, ne-am confruntat întotdeauna cu provocări majore. Cu toate acestea, am înaintat constant datorită sacrificiului bărbaţilor şi femeilor noastre. Vom continua să lucrăm împreună pentru o Turcie mai puternică şi prosperă, contribuind alături de prieteni şi aliaţi precum România, la pacea mondială”, a afirmat Ambasadorul Özgür Kıvanç Altan. Referindu-se la armata Republici Turcia, E.S. dl. Özgür Kıvanç Altan a declarat: ”Suntem deosebit de mândri de forţele noastre armate care ne protejează patria zi de zi şi dau încredere prietenilor şi aliaţilor noştri. Totodată, martirii şi soldaţii noştri căzuţi la datorie vor rămâne veşnic în memoria noastră. Le dorim succes forţelor noastre armate aflate în misiune, care ne asigură securitatea, apărând idealurile comune în diferite părţi ale lumii”.
În continuarea discursului său, diplomatul turc s-a referit la nivelul relaţiilor bilaterale dintre România şi Turcia pe care îl consideră „excelent”. Ambasadorul Republicii Turcia la Bucureşti a afirmat în finalul discursului său:” Nu suntem doar vecini şi prieteni de multă vreme, dar şi aliaţi şi parteneri strategici în NATO. Ambele ţări sunt dedicate aprofundării relaţiilor în toate domeniile. Armata, marina şi forţele noastre aeriene sunt parteneri puternici. Vom continua cooperarea noastră strânsă ca şi până acum. Cu această ocazie, doresc să le transmit cele mai bune urări de succes militarilor români aflaţi la datorie pentru ţara lor şi pentru idealurile noastre comune. Sper că stabilitatea şi pacea vor domni în spaţiul nostru comun, între Marea Neagră şi Balcani. Ucraina este prietenul, partenerul şi vecinul nostru. Susţinem pe deplin integritatea sa teritorială. Totodată, continuăm eforturile noastre diplomatice pentru pace.” După rostirea discursului său, Ambasadorul Özgür Kıvanç Altan s-a întreţinut într-o atmosferă cordială cu invitaţii.
Printre numeroşii invitaţi prezenţi la recepţia oferită de Ambasadorul Republicii Turcia la Bucureşti, E.S. Özgür Kıvanç Altan, s-au aflat: ministrul Economiei Antreprenoriatului şi Turismului, dl. Ştefan Radu Oprea, Şeful Statului Major al Apărării, Generalul Daniel Petrescu, secretarul de stat din Ministerul Economiei, dna Daniela Nicolescu şi subsecretarul de stat din cadrul DRI Dincer Geafer.
Sorina Asan
Navă militară turcească prezentă la Constanţa de Ziua Marinei Române
Corveta turcească TCG KINALIADA a acostat în Portul Constanţa, sâmbătă, 12 august, pentru a participa la manifestările prilejuite de sărbătorirea Zilei Marinei Române, în data de 15 august. Nava militară turcească a fost întâmpinată de dl. Emre Yurdakul, Consul General al Republicii Turcia la Constanţa, col. Çağrı Sağlam, Ataşat militar interimar în cadrul Ambasadei Republicii Turcia la Bucureşti şi dl Hakan Topçu, Director regional de dezvoltare a afacerilor pentru sisteme navale ASFAT.
În aceeaşi zi, Contraamiralul de flotilă Tayfun Karataş, Consulul General Emre Yurdakul, Ataşatul militar col. Çağrı Salam şi Căpitan comandor Serkan Doğan, comandantul navei militare TCG KINALIADA au avut o întrevedere în sala ovală din cadrul Instituţiei Prefectului Judeţului Constanţa cu dl Silviu Iulian Coşa, prefect al judeţului Constanţa şi dl. Stelian Gima, vicepreşedintele Consiliului Judeţean Constanţa. Potrivit declaraţiei vicepreşedintelui Consiliului Judeţean Constanţa, întâlnirea cu delegaţia corvetei turceşti a adus în prim-plan colaborarea strânsă dintre statele partenere NATO în asigurarea securităţii. „Această interacţiune reflectă angajamentul nostru comun în menţinerea unui mediu sigur şi protejat în regiune. Prin consolidarea legăturilor şi dialogului cu partenerii noştri, România contribuie semnificativ la promovarea valorilor fundamentale ale Uniunii Europene şi la întărirea coeziunii în cadrul spaţiului Nord Atlantic. Întâlnirea cu delegaţia din Turcia subliniază angajamentul nostru de a lucra împreună pentru securitatea şi prosperitatea tuturor, consolidând astfel poziţia României ca un actor esenţial în geopolitica actuală”, a declarat dl. Stelian Gima, vicepreşedintele Consiliului Judeţean Constanţa.
Tot sâmbătă, 12 august, delegaţie condusă de Comandantul Grupării de Nord, contraamiral de flotilă Tayfun KARATAŞ a efectuat o vizită la Comandamentul Flotei „Viceamiral Vasile Urseanu” unde a avut o întrevedere cu Contraamiral de flotilă Cornel - Eugen COJOCARU.
Duminică, 13 august, la bordul navei militare turceşti TCG KINALIADA a avut loc o recepţie la care a participat şi secretarul general al UDTR, prof. Ervin Ibraim. La recepţie au fost prezenţi: Şeful Statului Major al Apărării, General Daniel Petrescu, Şeful Statului Major al Forţelor Navale, Viceamiral Mihai Panait, Ambasadorul Republicii Turcia la Bucureşti, E.S. Özgür Kıvanç Altan şi Consulul General al Republicii Turcia la Constanta, dl. Emre Yurdakul.
De Ziua Marinei Române, corveta turcească TCG KINALIADA (F-514) a fost prezentă în dispozitivul naval de pe mare, alături de navele militare româneşti. De asemenea, pe faleza din faţa Comandamentului Flotei, Garda de Onoare, constituită pentru primirea oficialităţilor, a fost alcătuită din plutoane de militari din Franţa, Statele Unite ale Americii şi Turcia, precum şi din militari de la Brigada 30 Gardă „Mihai Viteazul” şi din Forţele Navale Române.
Sorina Asan
Türk askeri gemisi Romanya Deniz Kuvvetleri Günü’nde Türkiye’yi temsil etti
Türk korveti TCG KINALIADA, 15 Ağustos Romanya Deniz Kuvvetleri Günü kutlamalarına katılmak üzere 12 Ağustos Cumartesi günü Köstence Limanı’na yanaştı. Türk askeri gemisi, Türkiye Cumhuriyeti Köstence Başkonsolosu Sayın Emre Yurdakul, Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçiliği Askeri Ataşe Vekili Albay Çağrı Sağlam ve ASFAT Deniz Sistemleri Bölgesel İş Geliştirme Direktörü Sayın Hakan Topçu tarafından karşılandı. Aynı gün, Tuğamiral Tayfun Karataş, Başkonsolos Emre Yurdakul, Askeri Ateşe Albay Çağrı Salam ve TCG KINALIADA askeri gemisinin komutanı Yüzbaşı Serkan Doğan, Köstence Valiliğin oval odasında Köstence Valisi Silviu Iulian Coşa ve Köstence İl Meclisi Başkan Yardımcısı Stelian Gima ile bir toplantı gerçekleştirdi. Köstence İl Meclisi Başkan Yardımcısının açıklamasına göre, Türk korvet heyetiyle yapılan toplantı, güvenliğin sağlanmasında NATO ortağı ülkeler arasındaki yakın işbirliğini ön plana çıkardı. Bu etkileşim, bölgede güvenli ve emniyetli bir ortamın sürdürülmesine yönelik ortak kararlılığımızı yansıtmaktadır. Romanya, ortaklarımızla bağlarını ve diyaloğunu güçlendirerek Avrupa Birliği’nin temel değerlerinin desteklenmesine ve Kuzey Atlantik bölgesindeki uyumun güçlendirilmesine önemli katkıda bulunmaktadır. Köstence İl Meclisi Başkan Yardımcısı Stelian Gima, “Türk heyetiyle yapılan toplantı, herkesin güvenliği ve refahı için birlikte çalışma kararlılığımızın altını çiziyor ve böylece Romanya’nın günümüz jeopolitiğinde kilit bir oyuncu olarak konumunu güçlendiriyor” dedi.
Ayrıca 12 Ağustos Cumartesi günü Kuzey Grubu Komutanı Tuğamiral Tayfun KARATAŞ başkanlığındaki bir heyet “Koramiral Vasile Urseanu” Filo Komutanlığını ziyaret ederek Tuğamiral Cornel - Eugen COJOCARU ile bir görüşme gerçekleştirdi.
13 Ağustos Pazar günü Türk askeri gemisi TCG KINALIADA’da R.D.T.B. Genel Sekreteri Prof. Ervin Ibraim’in de katıldığı bir resepsiyon düzenlendi. Resepsiyona Genelkurmay Başkanı Orgeneral Daniel Petrescu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Mihai Panait, Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçisi Sayın Özgür Kıvanç Altan ve Türkiye Cumhuriyeti Köstence Başkonsolosu Sayın Emre Yurdakul katıldı.
Romanya Deniz Kuvvetleri Günü’nde, Türk korveti TCG KINALIADA (F-514), Romanya askeri gemileriyle birlikte denizdeki donanma cihazında hazır bulundu. Ayrıca, Filo Komutanlığı önündeki kayalıkta, yetkilileri karşılamak üzere oluşturulan Şeref Muhafızları, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye’den askerlerin yanı sıra 30. Muhafız Tugayı “Mihai Viteazul” ve Romanya Deniz Kuvvetleri’nden askerlerden oluşan müfrezelerden oluşuyordu.
Nurcan İbraim
Tabără de limba maternă organizată de UDTR la Bran
Uniunea Democrată Turcă din România a organizat prima tabără din acest an, destinată elevilor din învăţământul primar, gimnazial şi liceal, în perioada 29 iulie-3 august. Organizatorii au ales ca în acest an, tabăra de limba maternă să se desfăşoare în peisajul mirific al comunei Bran din judeţul Braşov. Tabăra, destinată învăţării şi perfecţionării limbii turce, a fost organizată de Comisia de învăţământ a UDTR şi a reunit 35 de elevi care studiază limba maternă turcă în şcolile din judeţul Constanţa.
Cursurile de limba turcă, susţinute de coordonatorul proiectului prof. dr. Vildan Bormambet, s-au îmbinat cu activităţi educativ-distractive unde copiii au avut posibilitatea să exerseze practic limba maternă. „Am petrecut aproape o săptămână vorbind cu elevii în limba turcă, îmbogăţindu-le lexicul prin diverse activităţi interactive, deoarece dezvoltarea vocabularului este importantă pentru a asigura înţelegerea textelor literare şi a materiei predate la clasă. Prin conversaţie în limba turcă le-am dezvoltat abilităţile de comunicare stimulând totodată îmbogăţirea bagajului lexical”, a declarat preşedinta Comisiei de învăţământ a UDTR, prof. dr. Vildan Bormambet.
Programul taberei a cuprins vizite la Castelele Bran şi Râşnov, la Peştera Valea Cetăţii şi la Dino Parc, vizite în care copiii au dobândit informaţii importante despre istoria locului şi a obiectivelor turistice. Cel de-al doilea proiect al UDTR din această vară, destinat în exclusivitate elevilor şi studenţilor cu scopul de a conserva şi promova valorile identitare ale etnicilor turci, s-a desfăşurat tot în luna august, la Horezu în judeţul Vâlcea. Tabăra de cultură şi creaţie de la Horezu a reunit tineri din grupurile folclorice ale UDTR care s-au pregătit intens pentru viitoarele apariţii pe scenele din ţară şi din străinătate
Sorina Asan
R.D.T.B. tarafından Bran’da düzenlenen anadil kampı
Romanya Demokrat Türk Birliği bu yılın ilk kampını 29 Temmuz - 3 Ağustos tarihleri arasında ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik olarak düzenledi. Organizatörler bu yılki anadil kampını Brasov ilindeki Bran köyünde güzel manzarasında gerçekleştirmeyi tercih etti. R.D.T.B. Eğitim Komisyonu tarafından düzenlenen ve Türkçe dilini öğrenmeyi ve geliştirmeyi amaçlayan kamp, Köstence’deki okullarda Türkçe öğrenen 35 öğrenciyi bir araya getirdi.
Prof.dr. Vildan Bormambet tarafından verilen Türkçe dersleri, çocukların ana dillerini konuşma fırsatı buldukları eğitici ve eğlenceli etkinliklerle birleştirildi. Edebi metinlerin ve sınıfta öğretilen konuların anlaşılması için kelime dağarcığının geliştirilmesi önemli olduğundan, yaklaşık bir hafta boyunca öğrencilerle Türkçe konuştum ve çeşitli interaktif etkinliklerle kelime dağarcıklarını zenginleştirdim. Türkçe konuşarak onların iletişim becerilerini geliştirirken sözcük dağarcıklarının zenginleşmesini de teşvik ettik” dedi.
Kamp programı kapsamında Bran ve Rasnov Kaleleri, Kale Vadisi Mağarası, Dino Parkı ziyaret edildi ve çocuklar bu ziyaretler sırasında bölgenin tarihi ve turistik yerleri hakkında önemli bilgiler edin R.D.T.B.’nin etnik Türklerin kimlik değerlerini korumak ve tanıtmak amacıyla sadece öğrencilere yönelik olarak bu yaz gerçekleştirdiği ikinci proje de Ağustos ayında Valcea bölgesindeki Horezu’da gerçekleştirildi.
Horezu’daki kültür ve yaratım kampı, R.D.T.B. folklor gruplarından gençleri bir araya getirerek gelecekte yurt içinde ve yurt dışında sahneye çıkmaya yoğun bir şekilde hazırlanmalarını sağladı.
Nurcan İbraim
Festivalul Sarayliei Techirghiol
Cel mai dulce Festival din România
Festivalul „desertului din Saray” s-a întâlnit cu iubitorii de dulciuri la Techirghiol în perioada 15-17 august. Cel mai dulce festival din România, „Festivalul Sarayliei”, a încântat atât ochii cât şi inima miilor de participanţi, care timp de trei zile au intrat în lumea bogată, colorată, delicioasă, diversă şi distractivă a dulciurilor regale otomane turceşti. Organizatorii festivalului, aflat la cea de a V-a ediţie, şi-au propus să deschidă porţile tuturor iubitorilor de dulciuri, într-un cadru de poveste, chiar pe malul lacului Techirghiol. Festivalul din acest an, 2023, a fost ca şi în ediţiile precedente plin de bogăţie festivalieră, minunat şi foarte dulce. Evenimentul organizat de Uniunea Democrată Turcă din România-Sucursala Techirghiol în parteneriat cu Primăria Techirghiol a inclus pe lângă degustări şi trataţii dulci diverse ateliere, spectacole de scenă, concursuri, mascote, animatori, teatru pentru copii, spectacole de păpuşi, băuturi răcoritoare, locuri de joacă pentru copii, zone de activitate, zone de selfie şi multe altele pe parcursul celor trei zile de festival.
Au fost anunţaţi câştigătorii concursului „Deserturi cu şerbet”, care a avut loc în cea de a doua zi a festivalului. Concurenţii care au ocupat primele locuri au fost premiaţi şi au primit diplome de merit. În cadrul competiţiei în care maeştrii culinari şi-au arătat abilităţile, membrii juriului de experţi culinari au degustat şi evaluat produsele unul câte unul. La finalul competiţiei asistat de momente emoţionante, câştigătoarele concursului au oferit deserturi zemoase sau cu cremă tuturor celor care se aflau în perimetrul festivalului. Nu a lipsit nici renumitul desert Aşure însoţit de pesmet sau plăcintă cu brânză delicioasă oferit tuturor de organizatoarea evenimentului, doamna Seriha Menseit. În urma competiţiei, câştigătorii şi-au primit premiile din partea UDTR, în timp ce ceilalţi expozanţi invitaţi de primăria Techirghiol şi-au primit diplomele de participare. Festivitatea de premiere a avut loc joi, 17 august, în prezenţa preşedintelului UDTR, ing. Fedbi Osman, a subprefectului Şenol Ali, a viceprimarului Florin Zisu şi a responsabilului de proiect, doamna Seriha Menseit, cea care deja face noi planuri pentru ediţia de anul viitor când speră să adauge festivalului noi traininguri, seminarii, ateliere şi concursuri cu participarea bucătarilor profesionişti din cadrul comunităţii turce. Preşedintele UDTR, ing. Fedbi Osman, i-a felicitat pe toţi participanţii la festival şi le-a mulţumit tuturor din partea Uniunii Democrate Turce din România.
Melek Osman
Tabăra de cultură şi creaţie
Uniunea Democrată Turcă din România, prin Comisia de Cultură a organizat, „Tabăra de cultură şi creaţie”, în perioada 27 august- 1 septembrie 2023, în localitatea Horezu. Tabăra a fost destinată instruirii tinerilor membri ai ansamblurilor folclorice din cadrul Uniunii Democrate Turce din România şi instructorilor din cadrul sucursalelor: Valu lui Traian, Cumpăna, Medgidia, Eforie Nord, Cobadin, Hârşova, Techirghiol, şi Constanţa. Timp de 6 zile, ei s-au pregătit pentru viitoarele apariţii pe scenele din ţară şi din străinătate şi au învăţat dansuri noi sub îndrumarea prof. instructor Yasmin Selin Raşid şi a doamnei Derya Halil, fostă membră şi instructor în cadrul ansamblurilor de dansuri tradiţionale turceşti ale UDTR. Programul taberei a fost încărcat, variat şi cu activităţi frumoase şi inedite împletind în mod armonios cele două culturi româno-turce. Astfel tinerii s-au iniţiat în arta olăritului în atelierul renumitului olar Vasile, unde li s-a povestit că în Horezu este un adevărat leagăn al culturii populare româneşti, iar de-a lungul timpului, talentul, frumuseţea spirituală şi hărnicia localnicilor au dat naştere la numeroase obiceiuri, tradiţii şi meşteşuguri care dăinuie şi astăzi. Dintre cele mai cunoscute meşteşuguri care au adus faima acestui ţinut se numără modelarea şi decorarea vaselor din lut, ţesăturile, broderiile, cusăturile, prelucrarea artistică a lemnului. Ceramica de Horezu a intrat în patrimoniul imaterial UNESCO aceasta având anumite simboluri: pomul vieţii, soarele, cocoşul de Horezu, şarpele şi peştele simboluri ce se găsesc şi în cultura turcă. Tinerii au plecat din acest atelier cu suveniruri pentru cei dragi, dar şi cu cănile confecţionate de ei cu ajutorul priceputului olar. Un alt atelier din cadrul taberei a fost cel de muzică, unde tinerii s-au familiarizat şi cu notele muzicale sub îndrumarea prof Alev Medgit de la Colegiul Naţional de Arte „Regina Maria” şi au învăţat cântecul MAVI BONCUK iar ca o completare doamnele din cadrul atelierului de lucru manual au croşetat un ochi „simbol al deochiului” sub îndrumarea doamnelor Mehmet Sagide, Iusuf Nadie, Ramazan Nilgun şi Mustafa Nazigher, reuşind să confecţioneze aceste amulete specifice culturii noastre, fiecare tânăr primind un breloc ca amintire.
De asemenea s-a vizitat oraşul Târgu Jiu, Salina Ocnele Mari, Peştera Muierii, Pădurea colorată, şi Ansamblul sculptural al lui Constantin Brâncuşi de la Târgu Jiu, cunoscut şi sub numele de Ansamblul monumental „Calea Eroilor” de la Târgu Jiu, fiind un omagiu adus eroilor căzuţi în timpul Primului Război Mondial, proiectat şi construit de Constantin Brâncuşi. Cele patru componente sculpturale Masa tăcerii, Aleea scaunelor, Poarta sărutului şi Coloana fără sfârşit, sunt dispuse pe aceeaşi axă, orientată de la apus spre răsărit, cu o lungime de 1275 m. Prof. Serin Türkoğlu, a coordonat atelierul de pictură din cadrul taberei, iar prof. Melek Osman a susţinut prelegeri despre istoria şi tradiţiile turcilor din România. Tabăra de cultură şi creaţie organizată de UDTR prin Comisia de Cultură, la Horezu şi-a închis porţile cu un spectacol de dansuri tradiţionale turceşti prezentat de tinerii membri ai ansamblurilor folclorice ale UDTR în ultima seară din tabără unde au fost aplaudaţi de colegii lor participanţi în tabără, din Otopeni, Ploieşti, Bacău şi Bucureşti legând frumoase prietenii.
Proiectul a fost coordonat de preşedinta Comisiei de cultură a UDTR, prof. Serin Türkoğlu.
Serin Turkoglu
Ziua moscheei „Esmahan Sultan”
Primăria Municipiului Mangalia, în colaborare cu Comitetul Comunităţii Musulmane din Mangalia a organizat în data de 31 august, Ziua Moscheii Esmahan Sultan, eveniment dedicat comunităţii musulmane din Mangalia.
La acest eveniment au participat d-nul Primar Radu Cristian, d-nul subprefect Ali Şenol şi d-nul Emre Yurdakul Consulul General al Republicii Turcia la Constanţa. Uniunea Democrată Turcă din România a fost reprezentată de către preşedintele interimar a sucursalei UDTR Mangalia d-nul Netfi Mustafa şi d-na Reihan Ismail.
Geamia Esmahan Sultan este cel mai vechi lăcaş de cult musulman din ţara noastră, ea a fost ridicată în anul 1575, iar acest lucru nu reprezintă singurul lucru interesant: geamia Esmahan Sultan este înconjurată de cimitirul musulman ce cuprinde morminte vechi de peste 300 de ani.
În articolul Aureliei Lăpuşan „Secretele de la Esmahan Sultan” aflăm detalii despre aceast monument istoric:
„Moscheea Esmahan Sultan din Mangalia este un edificiu în stil maur, care se mai păstrează şi astazi, deşi a fost construit, se credea până acum, în 1525. Alte surse dau ca an de inaugurare 1590. Dacă pentru început a fost geamie, mai târziu lăcaşul de cult va fi ridicat la rang de moschee. Moscheea poartă numele prinţesei fondatoare, Esmahan Sultan, fiica sultanului Selim al ll-lea şi soţia lui Socolu Mehmet paşa. Se crede că tânăra văduvă, după moartea celor doi, tata şi şot, s-a refugiat la Mangalia şi a contribuit la ridicarea acestui lăcaş. Moscheea Esmahan Sultan are, la intrare, o galerie prevăzuta cu stâlpi de susţinere a acoperişului din stejar, împărţit în patru. În interiorul moscheii se află minber-ul (amvonul), pentru predică imamului şi mihrab-ul (altarul), fereastră oarbă sau nişă orientată către Piatra Neagră, de la Ka`ba, Mecca. Tavanul cu gobek din marchetărie din lemn este o mare realizare artistică. O notă de originalitate o dă împarţirea printr-o balustradă joasă aflata la intrarea în lăcaşul religios a unui spaţiu destinat exclusiv femeilor. Minaretul se afla pe latură nordică a moscheii. Pe terasa minaretului se poate ajunge prin intermediul unei scări interioare, în spirală. Moscheea are două rânduri de ferestre, din care cele de la nivelul inferior au forma de patrulater, iar cele de la nivelul superior de arc frânt. Pridvorul cu straşină cu saciak, stâlpii şi balustradele din lemn dau, de asemenea, o notă aparte clădirii. Moscheea Esmahan Sultan are şi o fântână rituală realizată dintr-un vechi mormânt român, înconjurată de stele şi pietre tombale din cimitir.
În curtea ei au fost înmormântate personalităţi musulmane, după cum ne confirmă şi imamul Halil Ismet. Cercetarea recentă efectuată de istoricul Ion Paslaru de la Muzeul de istorie Callatis a arătat ca persoanele îngropate acolo sunt de rang înalt. Pietrele funerare au fost puse la căpătiul unor persoane însemnate din domeniul afacerilor, dar sunt îngropaţi şi militari de vază, printre care câţiva generali turci care au trăit în secolul 18. Un turban sculptat în piatră sugerează că persoană a fost decapitată, deşi fusese o rudă apropiată a sultanului. Cea mai veche piatră descoperită de arheologul Ion Pâslaru provine, se pare, din anul 1519, venind astfel să lanseze o nouă dată atribuită ca funcţionare a moscheii, sau ipoteza că pe locul actualului lăcaş de cult a fost un altul, mult mai vechi. Mai mult, această ar devansa ipoteză ca moscheea de la Babadag, construită în 1522, este cea mai veche din acest areal. Inscripţiile de pe stelele funerare de la Mangalia sunt în trei limbi, multe expresii sunt combinate din persană şi arabă, pe fondul unei limbi de circulaţie turco-osmană.
Printre înscripţii se afla şi una de o cutremurătoare expresivitate morală: „Astazi eu-maine tu”. Anul trecut, ne povesteşte istoricul mangaliot, a sosit chiar preşedintele Parlamentului turc şi a cerut relaţii suplimentare despre inscripţiile pietrelor funerare de la geamia din Mangalia. Ion Pâslaru i-a spus ce a ştiut şi i-a cerut ajutorul în descifrarea textelor scrise în turco-osmană, presărate cu expresii din araba şi persană, ceea ce îngreunează studiul acestora.”
„Moscheea a fost vizitată de milioane de turişti, descrisă în sute de pagini de roman, pictată de cei mai mari pictori români, iar Ionel Teodoreanu a scris unul din romanele sale de succes la Mangalia, refugiindu-se în odaiţa turnului geamiei, dupa cum mărturisea mai târziu Porfira Sadoveanu. Obiectivul turistic care a dat oraşului un plus de specificitate şi i-a garantat vechimea ultimei jumătăţi de mileniu poate fi inclus, fără rezerve, pe lista de patrimoniu a umanităţii, aflată în custodia morala a UNESCO.”
Nilgun Panaitescu
Esmahan Sultan Günü
Mangalia Belediyesi, Mangalia Müslüman Toplum Komitesi ile işbirliği içinde 31 Ağustos’ta Mangalia Müslüman toplumuna adanmış bir etkinlik olan Esmahan Sultan Camii Günü’nü düzenledi.
Etkinliğe Belediye Başkanı Radu Cristian, Ali Şenol ve Türkiye Cumhuriyeti Köstence Başkonsolosu Emre Yurdakul katıldı. Romanya Demokrat Türk Birliği, Mangalia Şubesi Başkan Vekili Sayın Netfi Mustafa ve Sayın Reihan Ismail tarafından temsil edildi.
Esmahan Sultan Camisi ülkemizdeki en eski Müslüman ibadethanesidir, 1575 yılında inşa edilmiştir ve tek ilgi çeken bu değildir: Esmahan Sultan Camisi, 300 yıldan daha eski mezarların bulunduğu Müslüman mezarlığı ile çevrilidir.
Aurelia Lăpuşan’ın “Esmahan Sultan’ın Sırları” başlıklı yazısında bu anıtla ilgili en ilginç ayrıntıları öğreniyoruz:
“Mangalia’daki Esmahan Sultan Camii, Mağribi tarzında bir yapıdır ve bugüne kadar 1525 yılında inşa edildiğine inanılmasına rağmen bugün hala korunmaktadır. Diğer kaynaklar açılış yılını 1590 olarak vermektedir. Başlangıçta bir gemamie olan ibadet yeri daha sonra cami mertebesine yükseltilmiştir. Cami adını, Sultan 2. Selim’in kızı ve Sultan Mehmet Paşa’nın eşi olan kurucu prenses Esmahan Sultan’dan almıştır. Genç dulun, babasının ve kocasının ölümünden sonra Mankalia’ya sığındığı ve caminin inşasına yardım ettiğine inanılmaktadır. Esmahan Sultan Camii’nin girişinde, dört bölüme ayrılmış meşe çatıyı destekleyen sütunların bulunduğu bir galeri vardır. Caminin içinde imamın vaazı için minber ve mihrap, Mekke’de Kabe’deki Siyah Taş’a bakan kör bir pencere veya niş bulunmaktadır. Ahşap kakmalı gobek tavan büyük bir sanatsal başarıdır. Dini yapının girişinde alçak bir korkulukla kadınlara özel bir alanın ayrılmasıyla özgün bir dokunuş sağlanmıştır. Minare caminin kuzey tarafındadır. Minarenin terasına içeriden spiral bir merdivenle çıkılmaktadır. Caminin iki sıra penceresi vardır; bunlardan alt kattakiler dörtgen, üst kattakiler ise kırık kemer şeklindedir. Sundurma, ahşap sütunlar ve korkuluklar da binaya özel bir dokunuş katmaktadır. Esmahan Sultan Camii’nde ayrıca eski bir Romen mezarından yapılmış, mezarlıktan yıldızlar ve mezar taşlarıyla çevrili bir ritüel çeşmesi bulunmaktadır.
İmam Halil İsmet’in de teyit ettiği üzere, avlusuna Müslüman şahsiyetler gömülmüştür. Callatis Tarih Müzesi’nden tarihçi Ion Paslaru tarafından yapılan son araştırmalar, burada gömülü kişilerin yüksek rütbeli olduğunu göstermiştir. Mezar taşları önde gelen işadamlarının mezarlarına yerleştirilmiştir, ancak 18. yüzyılda yaşamış birkaç Türk generali de dahil olmak üzere önde gelen askerlerin mezarları da vardır. Taşa oyulmuş bir sarık, sultanın yakın akrabası olmasına rağmen kişinin başının kesildiğini göstermektedir. Arkeolog Ion Pâslaru tarafından keşfedilen en eski taşın 1519 yılına ait olduğu söyleniyor, böylece caminin işleyişine atfedilen yeni bir tarih ya da mevcut ibadet yerinin yerinde çok daha eski bir caminin bulunduğu hipotezi ortaya çıkıyor. Dahası, bu durum Babadağ’da 1522 yılında inşa edilen caminin bölgedeki en eski cami olduğu hipotezini de güçlendirecektir. Mangalia’daki mezar taşlarının üzerindeki yazıtlar üç dilde olup, birçok ifade Türk-İslam dilinin arka planına karşı Farsça ve Arapça’dan birleştirilmiştir.
Yazıtlar arasında dokunaklı bir ahlaki ifade vardı: “Bugün ben yarın sen”. Mangalyalı tarihçinin anlattığına göre, geçen yıl Türk parlamentosunun başkanı bile gelmiş ve Mangalia geamia’sındaki mezar taşlarının üzerindeki yazılar hakkında daha fazla bilgi istemiş. Ion Pâslaru ona bildiklerini anlatmış ve Arapça ve Farsça ifadelerin arasına serpiştirilmiş olan ve üzerinde çalışmayı zorlaştıran Türk-İslam dilinde yazılmış metinlerin deşifre edilmesi için yardımını istemiş.”
“Cami milyonlarca turist tarafından ziyaret edildi, yüzlerce sayfalık romanlarda anlatıldı, Romanya’nın en büyük ressamları tarafından resmedildi ve Porfira Sadoveanu’nun daha sonra itiraf ettiği gibi Ionel Teodoreanu başarılı romanlarından birini Mangalia’da, mücevher kulesinin odasına sığınarak yazdı. Kasabaya özgünlük kazandıran ve milenyumun son yarısında antikliğini garanti altına alan turistik hedef, UNESCO’nun manevi himayesindeki Dünya Miras Alanları listesine tereddütsüz dahil edilebilir.”
Nilgün Panaitescu
Uniunea Democrată Turcă din România la Festivalul ProEtnica de la Sighişoara
Oraşul Sighişoara a fost şi anul acesta gazda celui mai mare festival interetnic din România, „ProEtnica”-2023, ce s-a bucurat de prezenţa unui număr mare de ansambluri ale minorităţilor naţionale, printre care şi ansamblul de dansuri turceşti Tuna al UDTR-Sucursala Tulcea.
Festivalul de la Sighişoara, care reuneşte an de an ansambluri ale comunităţilor etnice din România, alături de invitaţi străini, a oferit şi anul acesta participanţilor şansa de a prezenta cele mai frumoase dansuri tradiţionale în cadrul unui maraton artistic dedicat promovării valorilor identitare şi culturale ale fiecăruia. Timp de trei zile, pe lângă spectacolele de dansuri prezentate pe scena festivalului, în programul manifestării au mai avut loc conferinţe, prelegeri, dezbateri despre etnii şi convieţuirea interculturală, vernisaje de expoziţii, standuri de carte, mese rotunde despre literatura şi cultura etniilor, dar de mare succes bucurându-se Salonul literar desfăşurat cu acest prilej.
Acest eveniment, desfăşurat de aproape două decenii în cetatea medievală a Sighişoarei, a devenit o frumoasă tradiţie pentru comunitatea turcă. Timp de câteva zile, datorită acestui festival, oraşul a devenit ambasadorul multiculturalităţii în România. Aşa cum s-a întâmplat şi în anii trecuţi, mesagerii comunităţii turce din România au onorat manifestarea interetnică din oraşul Sighişoara, ce a ajuns la cea de-a XIX-a ediţie, prin participarea unui ansamblu al UDTR alături de reprezentanţii celor 20 de etnii din România. Festivalul s-a desfăşurat în perioada 24-27 august sub genericul „Agora dialogului intercultural”, unde s-au reunit cele mai bune grupuri folclorice ale minorităţilor naţionale din România, printre care s-a aflat şi ansamblul Tuna al UDTR Sucursala Tulcea, coordonat de dna prof. Nurten Mahmudi.
Ansamblul Tuna a avut o evoluţie excelentă şi încântătoare pe scena ProEtnica - Festival Intercultural Sighişoara. Tradiţiile turcilor dobrogeni, din localităţile riverane Dunării, au fost exprimate cu candoare şi bucurie de cei mai tineri membri ai comunităţii pe scena amenajată în Piaţa Cetăţii, unde un public numeros a aplaudat reprezentaţia susţinută. Membrii ansamblului, îmbrăcaţi în frumoasele şi originalele costume turceşti, au prezentat o suită de dansuri tradiţionale a comunităţii turce din Dobrogea. De asemenea, a fost remarcat preocuparea fiecărui component al ansamblului de a diversifica şi a îmbogăţi repertoriul reuşind astfel să iasă la rampă cu piese coregrafice prezentate impecabil pe scena festivalului. Alături de celelalte ansambluri, comunitatea turcă din România a adus o mică parte din cultura turcă tradiţională pe scena din Piaţa Cetăţii.
Festivalul Internaţional „ProEtnica” a fost organizat şi în acest an de Centrul Educaţional Interetnic pentru Tineret Sighişoara în parteneriat cu Consiliul Judeţean Mureş şi finanţat de Departamentul pentru Relaţii interetnice.
Melec Amet
Romanya Demokrat Türk Birliği Sighisoara’daki ProEtnica Festivali’ne katıldı
Bu yıl bir kez daha, Sighişoara şehri Romanya’nın en büyük etnik gruplar arası “ProEtnica” festivaline ev sahipliğini yaptı ve RDTB Tulça Şubenin Tuna Türk halk oyunları grubu da dahil olmak üzere çok sayıda ulusal azınlık topluluğunun katılımıyla gerçekleştirildi.
Her yıl Sighişoara Festivali Romanya’daki etnik toplulukların ait olan dans gruplarını yabancı konuklarla bir araya getiriyor ve bu yılda aynı zamanda her birinin kimliğinin ve kültürel değerlerinin tanıtılmasına adanmış sanatsal bir maratonda katılımcılara en güzel geleneksel dansları sunma şansı da sundu.
Etkinlik programında üç gün boyunca festival sahnesinde sunulan dans gösterilerinin yanı sıra konferanslar, etnik kökenler ve kültürlerarası bir arada yaşama üzerine tartışmalar, sergi açılışları, kitap stantları, etnik grupların edebiyatı ve kültür konulu yuvarlak masa toplantıları ve konferanslar yer aldı, ancak bu vesileyle düzenlenen Edebiyat Salonunda büyük başarı elde etti.
Orta Çağ’dan kalma Sighişoara kalesinde neredeyse yirmi yıldır düzenlenen bu etkinlik, Türk toplumu için güzel bir gelenek haline geldi. Bu festival sayesinde şehir birkaç gün boyunca Romanya’da çok kültürlülüğün elçisi oldu. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, Romanya’daki Türk toplumunun elçileri, Sighişoara şehrinde RDTB’den bir dans grup ve Romanya’nın 20 etnik grubun temsilcilerinin katılımıyla 19. kez düzenlenen etnik gruplar arası etkinliği onurlandırdı. 24-27 Ağustos tarihleri arasında “Kültürlerarası Diyalog Agorası” sloganıyla gerçekleştirilen bu festival Romanya’daki ulusal azınlıkların en iyi folklor gruplarının bir arada toplandığı yerdir ve onların aralarında RDTB ‘in Tuna folklor ekibi bulunmaktadır, koordinatörlüğü yapan Prof. Nurten Mahmudi’dir.
Tuna topluluğu, ProEtnica - Sighisoara Kültürlerarası Festival sahnesinde mükemmel ve keyifli bir performans sergiledi. Tuna Nehri kıyısındaki bölgelerden Dobruca Türklerinin gelenekleri, İç Kale Meydanı’nda kurulan sahnede topluluğun en genç üyeleri tarafından samimiyet ve sevinçle dile getirilirken, büyük bir izleyici kitlesi bu sürekli performansı alkışladı. Güzel ve özgün Türk kostümleri giyen topluluk üyeleri, Dobruca’daki Türk toplumunun geleneksel danslarından oluşan bir süit sundu. Topluluğun her bir bileşeninin repertuvarı çeşitlendirme ve zenginleştirme çabası içinde olduğu ve bu sayede festival sahnesinde kusursuz bir şekilde sunulmuş koreografik parçalarla sahneye çıkmayı başardıkları da belirtildi. Romanya’daki Türk topluluğu, diğer topluluklarla birlikte geleneksel Türk kültürünün küçük bir bölümünü Kale Meydanı’ndaki sahneye taşıdı.
“ProEtnica” Uluslararası Festivali bu yıl yine Etnik Gruplar Arası Eğitim Merkezi Gençlik Sighişoara tarafından Mureş İl Meclisi ortaklığıyla düzenlendi ve Etnik Gruplar Arası İlişkiler Departmanı tarafından finanse edildi.
Melek Amet
Seminar cultural educativ în ţara mamă
O delegaţie condusă de către preşedintele Uniunii Democrate Turce din România, d-nul Osman Fedbi a participat în perioada 6 august-15 august la proiectul „Seminar cultural educativ în ţara mamă” care s-a desfăşurat în Turcia. Din delegaţie au mai făcut parte: un reprezentant al Ministerului Educaţiei Naţionale, un reprezentan al Inspectoratului Judeţean Constanţa, d-nul Subprefect Şenol Ali, profesori de limba turcă, reprezentanţi ai sucursalelor UDTR şi reprezentanţi ai comisiilor de specialitate din cadrul UDTR. Proiectul a fost organizat şi coordonat de către Comisia de Cultură a Uniunii Democrate Turce din România prin d-na Serin Turkoglu.
Programul proiectului a inclus o serie de vizite la obiective culturale şi istorice ale oraşelor Manisa, Fethiye şi Bursa.
Prima oprire a fost în Manisa, cunoscut din punct de vedere istoric sub denumirea de Magnesia. Manisa este supranumit „Oraşul lui Şehzades” (n.n. – prinţii coroanei otomane) deoarece a fost un important centru politic, educaţional şi cultural din provincia Anatolia de Vest. În prezent, oraşul este foarte ofertant din punct de vedere cultural, aici se găsesc numeroase palate, hanuri, băi publice, moschei şi biserici, dar şi situri arheologice şi adevărate minuni naturale.
Muzeul Manisa este situat în centrul oraşului Manisa şi face parte din Complexul Moscheii Muradiye. În muzeu, sunt expuse artefacte descoperite în timpul săpăturilor arheologice din regiune, pot fi examinate, de asemenea, artefacte şi documente din perioadele lidiană, romană, bizantină, selgiucă, saruhanogullari şi otomană.
Un alt loc important este Yeni Han. Cu toate că nu există informaţii clare despre momentul în care a fost construit Yeni Han ele datează din perioada otomană. Această clădire este construit pe 2 etaje şi în mijlocul clădirii se află o curte mare, care a fost supusă unor lucrări de restaurare în 2001. În această clădire se găsesc magazine şi restaurante.
A doua oprire a fost în Fethiye regiunea Muğla. Este un oraş plin de atracţii turistice şi istorice.
Canionul Saklıkent este o minune a naturii care a depăşit graniţele oraşului Muğla şi este cunoscută în întreaga lume. În valea de 18 Km, una dintre cele mai adânci din lume, înalţimea zidurilor de piatră depăşeşte, pe alocuri, o mie de metri. Canionul oferă peisaje unice şi din păcate doar 2 km ai canionului pot fii vizitaţi de cei neexperimentaţi.
Muzeul de Arheologie: Muzeul expune piese găsite în săpăturile arheologice din zonă, fragmente de sculpturi, vase, bijuterii. Unul dintre exponatele cele mai interesante este o placă mare de marmură pe care este gravat un text în trei limbi: greacă, aramaică şi liciană.
Kelebekler Vadisi: Valea Fluturilor este unul dintre acele locuri deosebit de frumoase. Aici se găsesc 80 de specii diferite de fluturi şi datorită acestui loc minunat Fethiye a devenit o regiune de renume mondial în acest sens.
Bursa a reprezentat ultimul popas al acestui proiect. Acest oraş a fost prima capitală a Imperiului Otoman. Când spunem Bursa primul loc care ne vine în minte este Ulu Camii. Această moschee a fost a ridicată după victoria de la Niğbolu de către Yıldırım Beyazıt. Această moschee a fost ridicată în loc de cele 20 de moscheii promise de către Yıldırım Beyazıt şi este cel mai clasic exemplu de plan de moschee cu mai multe picioare şi 20 de cupole. Arhitectul Marii Moschei a fost Ali Neccar.
Yeşil Madrasah - Türk İslam Eserleri Müzesi: Aceasta reprezintă una dintre primele şcoli religioase otomane care a fost construită între 1414 şi 1424 de către arhitectul Hacı İvaz Pasha.
În momentul actual această madrasa a fost restaurată cu fidelitate şi este Muzeu de Artă Islamică. Muzeul expune lemn, sculpturi, marqueterie, gresie şi ceramică din perioadele selgiucide, belik şi otomane din secolele al XIII-lea până în secolele al XX-lea, precum şi monede selgiucide şi otomane, îmbrăcăminte tradiţională şi obiecte de artizanat.
Ataturk Evi – Casa Ataturk a fost construită în secolul al XIX-lea. În timpul celei de-a doua vizite a lui Atatürk la Bursa, acesta a fost achiziţionat de municipalitatea Bursa de la Miralay Mehmet Bey şi prezentat lui Ataturk. Ataturk a stat în această casă în toate vizitele sale din Bursa.
Mudanya: este un orăşel dintre regiunile de coastă din Bursa şi o zonă populară pentru turismul istoric şi turismul în natură. Această zonă prezintă urme de greci, bizantini şi otomani.
Participanţii la aceast proiect au avut posibilitatea să viziteze şi să-şi îmbogăţească bagajul de cunoştinţe istorice şi culturale din din oraşele Manisa, Fethiye şi Bursa.
Nilgun Panaitescu
Komşuluk İlişkileri
İnsan sosyal bir varlık olması sebebiyle etrafındaki insanlarla sürekli bir etkileşim içindedir. Ailemiz ve akrabalarımızdan sonra en fazla muhatap olduğumuz kişiler ise komşularımızdır. Hayatı anlamlandırmak için bize gönderilen Kur’an-ı Azimüşşan’da bu etkileşime vurgu yapmış ve “Allah’a ibadet edin ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, idare ve himayeniz altında olanlara iyi davranın” buyurmuştur. Şüphesiz ki, sosyal hayatımızın en önemli unsurlarından biri de zaman zaman külüne bile ihtiyaç duyduğumuz, gerektiğinde acılarımızı ve sevinçlerimizi paylaştığımız, gerektiğinde aşımızı, ekmeğimizi paylaştığımız komşularımızdır. Bazı anlar vardır ki komşularımız, ana babamızdan ya da çocuklarımızdan önce yardımımıza koşarlar.
Evimizin ya da dükkanımızın kapısını açtığımızda önce onlarla karşılaşırız. Bundan dolayı komşularımızla ilişkilerimiz önemlidir. Komşunun yakınlığını anlamak için Peygamberimiz (s.a.v.) “Cebrail bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak zannettim.”
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusuna iyilik etsin.” buyurmuştur.
Yine Efendimiz (s.a.v.) “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” buyurmak suretiyle özellikle günümüzde örneklerini gördüğümüz, birbirlerine güvenlerini yitirmiş, birbirlerini tanımayan, sevincin ya da üzüntünün paylaşılmadığı komşuluklara işaret ederek uyarıda bulunmuştur. Ecdadımız da komşusunun kişi üzerindeki etkinliğini, birbirleri arasındaki ilişkiyi anlatmak için “ev alma komşu al” demişlerdir.
Her an yüz yüze baktığımız, şu fani dünya hayatını birlikte yaşadığımız komşularımız, bizim için bir nimet, aynı zamanda bir imtihandır. Dolaysıyla onlara karşı, Rasulllah (s.a.v.)’in bizlere öğütlediği bazı görevlerimiz vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
- Hastalandığında ziyaretine gitmek
- Öldüğünde cenazesinde bulunmak
- Borç istediğinde imkan nispetinde yardımda bulunmak,
- Darda kaldığında yardıma koşmak,
- Bir nimete kavuştuğunda tebrik etmek,
- Başına bir musibet geldiğinde teselli etmektir.
Yegâne gayenin Allah rızasını kazanmak olduğunu bildiğimiz bu dünyada, komşularımıza güler yüzlü davranalım, onlarla selamlaşalım, iyilikte ve ikramda bulunalım, ihtiyaçlarını elimizden geldiği kadar gidermeye gayret edelim. Onların kusurlarını araştırmak yerine ayıplarını örtelim. Unutmayalım ki, iyi komşu sadece komşularına zarar vermeyen değil, onlardan gelecek zararlara ve sıkıntılara da katlanandır.
Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadisiyle bitirmek istiyorum: ”Allah’a ve ahiret gününe iman edenler komşusuna iyi davransın, Allah’a ve ahiret gününe iman edenler misafire ikramda bulunsun, Allah’a ve ahiret gününe iman edenler ya hayır söylesin ya da sussun”
Kaynak :
- Nisa, 36
- Buhari Edep :28
- Müslim İmam :77
- Münziri, Et Terğip vet Terhip 3/358
- Buhari
Firdes Musledin
Campionat de Coci
Comisia de Tineret „M.K. Atatürk” a UDTR a organizat ediţia pregătitoare a jocului de COCI la Predeal. Grupul de tineri au fost informaţi despre istoria acestui joc, după care au primit un set cu regulile jocului pe care le-au pus în practică.
Mulţi dintre adulţii zilelor noastre, în special cei din zona Dobrogei, au jucat în copilărie un joc cu bile de oţel din rulmenţi şi capace de la sticlele de suc.
Se joacă individual sau pe echipe. Se poate juca pe bani (monede) sau capace de bere, cîştigător fiind cel care loveşte toate ţintele (monede sau capace), respectiv îi elimina pe toţi ceilalţi concurenţi prin „datul în cap” (lovirea bilelor respectivilor). Tehnica de aruncare a bilei utilizează aşa-numitul „chiştoc”, format de degetul mare, indexul şi mijlociul de la mînă. De asemenea, „terenul” pe care se joacă acest joc se numeşte „iol”.
Se pare că acest joc a fost inventat în Dobrogea şi s-a bucurat de o mare popularitate acum 20-30 de ani. Preşedintele Comisiei de tineret din cadrul Comisiei de Tineret „M.K. Atatürk” a UDTR, dl. Harun Osman a declarat „Ne propunem să reluăm astfel de jocuri şi să-l readucem la viaţă prin organizare de competiţii de genul. Astfel ne dorim ca şi tinerii din ziua de azi să se distreze ca şi părinţii lor, astfel cele două generaţii să se reapropie având activităţi în comun.”
Nilgun Panaitescu
„Coci” Şampiyonası
p>RDTB’nin “M.K. Atatürk” Gençlik Komisyonu, Predeal’da “Coci” oyununun hazırlık edisyonunu düzenledi. Genç grubu bu oyunun tarihçesi hakkında bilgilendirildikten sonra ve oyun kuralını öğrendikten sonra uygulamaya koydular.
Günümüz yetişkinlerinin birçoğu, özellikle de Dobrogea bölgesinden olanlar, çocukluklarında rulmanlardan yapılmış çelik toplar ve şişelerinin kapaklarıyla bu oyunu hatırlıyolar.
Bireysel olarak ya da takımlar halinde oynanır. Para (bozuk para) ya da meşrubat kapaklarıyla oynanabilir, kazanan tüm hedefleri (bozuk para ya da kapak) vuran ya da “kafaya vurarak” (ilgili toplara vurarak) diğer tüm rakipleri eleyen kişi olur. Top atma tekniğinde, elin baş, işaret ve orta parmaklarının oluşturduğu “boynuz” adı verilen alet kullanılır. Ayrıca, bu oyunun oynandığı sahaya “iol” denir.
Görünüşe göre bu oyun Dobruca’da icat edilmiş ve 20-30 yıl önce büyük bir popülerliğe sahip olmuştur. RDTB “M.K. Atatürk” Gençlik Komisyonu Başkanı Sayın Harun Osman, “Bu tür oyunları yeniden canlandırmayı ve bu tür yarışmalar düzenleyerek yeniden hayata geçirmeyi öneriyoruz. Bu şekilde günümüz gençlerinin de ebeveynleri gibi eğlenmelerini ve böylece iki neslin birlikte etkinlik yapmaya yeniden yaklaşmasını istiyoruz” açıkladı.
Nilgün Panaitescu
Sarı Saltık’ın Tarihî Şahsiyeti
Sarı Saltık, Moğol baskısı ile uğraşan Anadolu Selçuklu Devleti’nin son zamanlarında Anadolu topraklarında baş göstermiş bir alperendir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküşü büyük Osmanlı İmparatorluğu’nun doğuşu döneminde üç kıtaya İslamiyet’i götüren tarihî bir kişiliktir. Sarı Saltık her ne kadar Anadolu Selçuklu Devleti’nin son zamanlarında yaşamış olsa da Saltıknâme’de Süleyman Şah ile ilgi kurularak anlatılmıştır. Bu belki de Süleyman Şah’ın şöhretinin Osmanlı devrinde de devam etmesinden kaynaklıdır (Yüce, 1987: 64-65).
Sarı Saltık’ın Anadolu’dan Rumeli’ye uzanan öyküsü yaylak ve kışlak hayatına alışık olan Türklerin konaklayacakları bir arazi istemeleri ile başlar. VIII. Mihail bu isteği kabul ederek Bizans’la Deşt-i Kıpçak arasına (bugün bir kısmı Bulgaristan’da bir kısmı Romanya sınırları içinde ve Karadeniz’e kıyısı olan) o vakitler gayri meskûn Dobruca arazisini tahsis etti. Bunun üzerine Türkmenler Anadolu’dan getirtilip İzzeddin’in başkanlığında Dobruca’ya yerleştirilmişlerdir. Sarı Saltık’ın tarihi rolü tam da bu olayla başlar (Ocak, 2016: 48-49). Sarı Saltık, Balkanlar’ın İslamiyet ile tanışmasında önemli rol oynamıştır. Saltık aynı zamanda Hıristiyanlık ve İslamiyet arasında bir köprü kurmuştur. Ebu’l- Hayr-i Rûmî tarafından kendisine bir Türk- İslam misyoneri yakıştırması yapılsa da Sarı Saltık dinler ve kültürler arasındaki doğal köprüdür. Sarı Saltık, binlerce yıllık Türk töresini İslamla birleştirip insanları doğrunun ve adaletin yoluna davet etmiştir. Bu yol bilgeliğin, adaletin, doğrunun ve sadakatin yolu olmuştur. Yakarak, yıkarak, can alarak değil adaleti dağıtarak, doğru yolu ve hakikati göstererek öncelikle gönülleri fethetmiştir. Sarı Saltık’ın tarihi bir kişilik olduğunu açıklayan Ocak’ın Osmanlı Sufiliğine Bakışlar: Makaleler İncelemeler kitabı bu alanda önemli bir yere sahiptir. Ocak, Sarı Saltık’ın Moğol baskısından dolayı uçlara yerleşen bir baba olabileceğini de düşünmektedir: “1246’lardan sonra Anadolu’ da yoğunlaşan Moğol baskısı ve taht kavgalarının sebep olduğu huzursuzluklar, tıpkı göçebe Türkmenler gibi Türkmen babalarını da batıda uç bölgelerine yerleşmeye mecbur etmişti. İşte Sarı Saltuk büyük bir ihtimalle batı ucuna yerleşen bu babalardan biridir.” (Ocak, 2010: 13). Ahmet Yaşar Ocak’ın belirttiğine göre O, talihsizliğe uğramış Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykâvus’a destek veren bir Türkmen aşiretinin, çok muhtemelen Çepnilerin -ve yine muhtemelen Barak veya Baraklı örneğinde daha başkalarında olduğu gibi, kendi adını, yani Saltık veya Saltıklı ismini taşıyan- bir kolunun beyi ve dini lideri bir Türkmen babasıdır (2016: 126). Saltıknâme’de Sultan II. İzzeddin Keykâvus’un Baycu Noyan ile savaşı, İstanbul’da Bizans İmparatorluğuna sığınması, Kırım’da yerleşmesi gibi olaylar tarihi gerçekliğiyle sunulmuştur. Yine eserde beylikler dönemi ve Osmanoğulları’ndan da söz edilir. Fakat bu olaylar Yüce’nin de dediği gibi efsanevî ve menkıbevi unsurlarla örülmüştür (Yüce,1987: 67-70). Saltık’ın tarihî ve efsanevî şahsiyeti iç içe geçtiğinden dolayı onun tarihî şahsiyetini kesin sınırlarla ayırmak ne yazık ki mümkün değildir. Bu konuda son söz olarak Hasluck, hakikat şudur ki en basitinden tutunuz da bütün tarihî rivayetler, çeşitli etkenler tarafından tayin ve icap edilen birtakım eklemeler taşırlar. Nispeten kısa bir zaman sonra bunların içinde, tarihin alçak gönüllü rehberliği olmasa, asıl gerçek temeliyle hayal veya menfaat ürünü eklemeleri ayırmak, imkânsızlaşır. Buna dayanarak halk rivayetleri her ne kadar bir dereceye kadar tarih olarak yorumlanabilirlerse de bunun aksi bir usul o kadar zorluklarla çevrilidir. Bu şekilde elde edilecek sonuçlar ya pek azdırlar veya tamamen olumsuz bir kıymet taşırlar (Hasluck, 2000: 96) demektedir.
internet
Personalitatea istorică a lui Sarı Saltık
Sarı Saltık este un aventurier care a apărut pe meleagurile anatoliene în ultima perioadă a statului selgiucid anatolian, care se confrunta cu opresiunea mongolă. El este o figură istorică care a adus islamul pe trei continente în timpul prăbuşirii Imperiului selgiucid anatolian şi al naşterii marelui Imperiu Otoman. Deşi Sarı Saltık a trăit în ultimele perioadă a Imperiului Selgiukid anatolian, el este descris în Saltıknâme în relaţie cu Süleyman Şah. Acest lucru se datorează probabil faptului că faima lui Süleyman Şah a continuat în perioada otomană (Yüce, 1987: 64-65).
Povestea lui Sarı Saltık din Anatolia până în Rumeli începe cu cererea turcilor, obişnuiţi cu o viaţă pastorală şi de iarnă, de a avea un pământ unde să poată rămâne. Mihail al VIII-lea Paleologu a acceptat această cerere şi a alocat pământul Dobrogei, pe atunci nelocuit, astăzi parţial în Bulgaria, parţial în România şi mărginit de Marea Neagră. În urma acestei decizii, au fost aduşi turkmeni din Anatolia şi s-au stabilit în Dobrogea sub conducerea lui Izzeddin.
Rolul istoric al lui Sarı Saltık începe chiar cu acest eveniment (Ocak, 2016: 48-49). Sarı Saltık a jucat un rol important în introducerea islamului în Balcani. Saltık a stabilit, de asemenea, o punte de legătură între creştinism şi islam. Deşi a fost etichetat drept un misionar turco-islamic de către Abu’l- Hayr-i Rûmî, Sarı Saltık este puntea naturală între religii şi culturi. Sarı Saltık a combinat mii de ani de tradiţie turcă cu islamul şi a invitat oamenii pe calea adevărului şi a dreptăţii. Această cale a fost calea înţelepciunii, a dreptăţii, a adevărului şi a loialităţii. El a cucerit mai întâi inimile oamenilor prin dreptate, arătând calea cea bună şi adevărul, nu prin ardere, distrugere şi luarea de vieţi. Explicând că Sarı Saltık este o personalitate istorică, cartea lui Ocak, Osmanlı Sufiliğine Bakışlar: Articole şi studii ocupă un loc important în acest domeniu. De asemenea, Ocak consideră că Sarı Saltık ar fi putut fi un tată care s-a stabilit în extremităţi din cauza opresiunii mongole: „Opresiunea mongolă care s-a intensificat în Anatolia după anii 1246 şi tulburările provocate de luptele pentru tron i-au forţat pe taţii turkmeni, la fel ca şi pe turkmenii nomazi, să se stabilească în extremităţile vestice. Sarı Saltuk a fost probabil unul dintre aceşti părinţi care s-au stabilit în partea vestică.” (Ocak, 2010: 13). Potrivit lui Ahmet Yaşar Ocak, a fost un turkmen şi lider religios al unui trib turkmen care îl susţinea pe nefericitul sultan selgiucid İzzeddin Keykâvus al II-lea, cel mai probabil o ramură a Çepnis - şi din nou probabil, ca şi în cazul lui Barak sau Baraklı, o ramură care îi poartă propriul nume, şi anume Saltık sau Saltıklı (2016: 126). În Saltıknâme, evenimente precum războiul sultanului İzzeddin Keykâvus al II-lea cu Baycu Noyan, refugiul său în Imperiul Bizantin la Istanbul şi stabilirea sa în Crimeea sunt prezentate cu realitate istorică. Perioada principatelor şi a osmanidelor sunt, de asemenea, menţionate în lucrare. Cu toate acestea, după cum spune Yüce, aceste evenimente sunt împletite cu elemente legendare şi mitice (Yüce, 1987: 67-70). Deoarece personalitatea istorică şi cea legendară a lui Saltık se întrepătrund, din păcate, nu este posibil să separăm personalitatea sa istorică cu limite precise. Ca un ultim cuvânt pe această temă, Hasluck afirmă că adevărul este că toate naraţiunile istorice, chiar şi cele mai simple, poartă anumite adăugiri determinate şi impuse de diverşi factori.
După o perioadă relativ scurtă de timp, fără îndrumarea umilă a istoriei, ar fi imposibil să se facă distincţia între baza factuală originală şi adaosurile fanteziei sau ale interesului propriu. Pe această bază, deşi zvonurile populare pot fi interpretate într-o anumită măsură ca istorie, procedura opusă este înconjurată de la fel de multe dificultăţi. Rezultatele care pot fi obţinute în acest mod sunt fie foarte puţine, fie au o valoare complet negativă (Hasluck, 2000: 96).
anonim
Et Sote
Malzemeler
- 600 gram sotelik dana eti
- 4 yemek kaşığı zeytin yağı
- 1 adet orta boy kuru soğan(yemeklik doğranmış)
- 2 adet orta boy domates (kabukları soyulmuş, doğranmış)
- 3 adet orta boy yeşil biber(doğranmış)
- 1 tatlı kaşığı domates salçası
- 1/2 tatlı kaşığı biber salçası
- 1 su bardağ ısıcak su
- 1 çay kaşığı tuz
- ½ çay kaşığı taze çekilmiş tane karabiber
- 1 tatlı kaşığı kekik
Yapiliş
- Döküm bir tavada 4 yemek kaşığı zeytinyağını kızdırın. 1 adet yemeklik ince doğradığınız soğanları tavaya ekleyin.
- Renk alan soğanların üzerine 3 adet doğranmış yeşil biber ekleyin ve sotelemeye devam edin.
- Sotelik doğradığınız 600 gram dana etini ilave edin.
- Suyunu salmaması, lezzet ve vitamin değerini hapsetmesi için; yüksek ateşte, yaklaşık 2-3 dakika hiç karıştırmadan mühürleyin.
- Dış kısmı renk alan etleri aralarda karıştırarak yüksek ateşte sotelemeye devam edin.
- 3 adet soyulmuş, doğranmış domatesi ekleyerek karıştırın. Ardından 1 çay kaşığı tuz, karabiber, 1 tatlı kaşığı kekiği de ekleyin.
- Bir tatlı kaşığı domates ve yarım tatlı kaşığı biber salçasını 1 su bardağı sıcak su ile sulandırdıktan sonra azar azar tavaya ekleyin.
- Kısık ateşte etler yumuşayana kadar pişirin.
- Etleri yumuşayan soteyi, lezzetli suyuyla birlikte servis tabaklarına alın ve sıcak sıcak servis edin. Afiyet olsun!
internet
Carne sotată
Ingrediente
- 600 grame de carne de vită tăiate bucăţele
- 4 linguri de ulei de măsline
- 1 ceapă de mărime medie (tăiată în bucăţi)
- 2 roşii de mărime medie (decojite şi tăiate în bucăţi)
- 3 ardei verzi de mărime medie (tăiaţi în bucăţi)
- o linguriţă de pastă de tomate
- 1/2 linguriţă de pastă de ardei iute
- 1 pahar de apă fierbinte
- o linguriţă de sare
- ½ linguriţă de piper negru proaspăt măcinat
- o linguriţă de cimbru
Mod de preparare
- Se încălzesc 4 linguri de ulei de măsline într-o tigaie de fontă. Adăugaţi în tigaie ceapa tăiată mărunt.
- Când ceapa devine translucidă adăugaţi 3 ardei verzi tocaţi şi continuaţi să sotaţi.
- Adăugaţi 600 de grame de carne de vită pe care aţi tăiat-o în bucăţele.
- Încingeţi la foc mare aproximativ 2-3 minute, fără să amestecaţi, pentru ca aceasta să nu-şi elibereze apa şi să-şi păstreze aroma şi valoarea nutritivă.
- Continuaţi să sotaţi carnea la foc mare, amestecând din când în când.
- Adăugaţi 3 roşii decojite şi tăiate şi amestecaţi. Se adaugă apoi 1 linguriţă de sare, piper negru şi 1 linguriţă de cimbru.
- Se diluează o linguriţă de pastă de roşii şi o jumătate de linguriţă de pastă de ardei iute cu 1 cană de apă fierbinte şi se adaugă în tigaie puţin câte puţin.
- Se găteşte la foc mic până când carnea se înmoaie.
- Puneţi carnea gata preparată pe farfuriile de servit cu sosul ei delicios şi serviţi-o.
Poftă bună!
Nilgun Panaitescu