Toate articolele publicate în ediţia nr. 252 a revistei Hakses

August 2016

30 Ağustos Zafer Bayramı

Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bayramıdır. Her yıl 30 Ağustos günü kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.
23 Ağustos – 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Savaşı’yla Yunan orduları gerilemek zorunda kaldı. Bu uzun zamandır Türk ordularının elde ettiği ilk başarıdır. TBMM tarafından Sakarya Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal’e mareşal ve gazi unvanları verildi. Tarihin bu d’önüm noktasından sonra Yunan ordularının topraktan atılma kararı alınır. Sad planı adı verilen taarruz planı ocak ve nisan aylarında iki kez ertelenir. Taarruzun hazırlıkları tam anlamıyla ağustos ayında tamamlanır. Batı cephesinin kuzeyindeki ve güney cephesindeki Türk birlikleri, büyük bir gizlilik içinde Kocatepe b’ölgesine kaydırıldı. İstanbul’daki cephane depolarından silah ve cephane gizlice Anadolu topraklarına getirtildi. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silahlar satın alındı. Orduya taarruz eğitimi yaptırıldı. Gazi Mustafa Kemal’in başkomutanlığını yaptığı Türk ordusu, 26 Ağustos 1922’de düşmana saldırdı. Bir kaç saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos’ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis’te vardı. Bu savaş, Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Taarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan, İzmir’e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Türk toprakları yabanci işgalinden temizlenmiş oldu.
Zafer Bayramımız hepimize hayırlı olsun!


Ziua Victoriei sărbătorită la Bucureşti

Ambasada Republicii Turcia la Bucureşti a marcat pe 30 august cea de-a 94-a aniversare a Zilei Victoriei.. Cu acest prilej au fost depuse coroane de flori la Cimitirul Eroilor Turci din Bucureşti şi la bustul lui Mustafa Kemal Atatürk din faţa Teatrului Odeon. A fost depusă o coroană de flori şi din partea Uniunii Democrate Turce din România de către preşedintele filialei UDTR Bucureşti, Şemsi Turan.
În aceeaşi seară, ataşatul militar la Ambasada Republicii Turcia, Can Sabitay a oferit o recepţie la care au luat parte ataşaţi militari din cadrul ambasadelor din Bucureşti dar şi membri ai comunităţilor turcă şi tătară. Oaspeţii au fost întâmpinaţi de Ambasadorul Osman Koray Ertaş şi de ataşatul miliar Can Sabitay. Evenimentul a debutat cu intonarea imnurilor de stat ale Turciei şi României după care a fost citit mesajul Preşedintelui Regep Tayip Erdoğan cu prilejul Zilei Victoriei.
În debutul discursului său, ambasadorul Republicii Turcia la Bucureşti, Osman Koraş Ertaş a declarat: „În acest an, aniversăm 94 de ani de la ultima bătălie a Războiului de Independenţă condus de marele comandant şi fondator al Turciei moderne, Mustafa Kemal Atatürk. Victoria a consfinţit fondarea Turciei moderne la un an după aceasta, în 1923 când am reuşit să construim un stat şi o societate modernă.” Ambasadorul Osman Koray Ertaş a mai amintit în discursul său: „În drumul nostru de a construi o societate democratică şi o Republică prosperă ne-am confruntat cu provocări majore. Cu toate acestea, noi am înaintat constant datorită sacrificiului oamenilor noştri. Astăzi, împreună cu lumea modernă ne confruntăm cu ameninţarea terorismului şi continuăm să luptăm împotriva lui, în diverse forme. Ne vom proteja întotdeauna naţiunea şi democraţia, vom asigura siguranţa cetăţenilor fiind solidari cu lumea modernă.”
Diplomatul turc a mai vorbit în discursul său de nivelul excelent al relaţiilor bilaterale dintre România şi Turcia. „Nu suntem numai vecini ci şi aliaţi NATO şi parteneri strategici. Ne străduim împreună să îmbunătăţim relaţiile din toate domeniile de activitate. Armata Turciei este legată de cea a României printr-un parteneriat puternic. Vom continua cooperarea noastră ca şi până acum. Sper ca stabilitatea şi pacea vor domni în regiunea noastră geografică cu deschidere la Marea Neagră, Balcani şi Orientul Mijlociu” a afirmat ambsadorul Republicii Turcia la Bucureşti.
Printre oaspeţi s-au numărat secretarul de stat al DRI, Aledin Amet şi consulul general al Republicii Turcia la Constanţa, domnul Ali Bozçalışkan.
În fiecare an, în Turcia se sărbătoreşte pe 30 august ziua Victoriei, comemorându-se eroii căzuţi la datorie în perioada 26-30 august, 1922 în bătăliile din apropiere de Afyonkarahisar.


Bükreş’te 30 Auğustos Zafer Bayramı Kutlandı

Bükreş Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetler Günü Bükreş’te düzenlenen t’örenlerle kutlandı. Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin 94. yılı dolayısı ile ilk t’ören Calea Vivtoria üzerindeki Atatürk Büstü başında Türk ve soydaş sivil toplum kuruluş temsilcilerinin katılımı ile gerçekleşti. Buradaki t’örende saygı duruşunda bulunularak, başta Bükreş Büyükelçiliği olmak üzere Türk ve soydaş sivil toplum kuruluşları tarafından Atatürk büstüne çelenkler konularak saygı duruşunda bulunuldu.
Bükreş Türk Şehitliği’ndeki t’örende ise şehitlerimize dua okunarak, şehit kabirlerine çiçekler bırakıldı.
Akşam ise Bükreş Büyükelçiliği ikametgahında bir t’ören düzenlendi. T’örene, Bükreş’teki yabancı misyon şefleri ve temsilcilerinin yanı sıra MÜSİAD Romanya Başkanı Mehmet Aslan ve temsilcileri, TİAD Başkanı Murat Demiray ve temsilcileri, Romanya Türkiye Ticaret ve Sanayi Odası başkanı Tamer Atalay ve Oda temsilcileri, KOBİ Derneği temsilcileri, Cluj Orta Asya Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Tahsin Cemil, Spor Dernekleri temsilcileri, soydaş Türk ve Tatar Türkleri birlikleri temsilcileri yer aldı. Türk K’östence Başkonsolosu Ali Bozçalışkan ve Dobruca TİAD Başkanı Zeki Uysal misafirler arasında bulundular.
Misafirler Bükreş Türk Silahlı Kuvvetler Ateşesi Albay Can Sabitay ve eşi tarafından karşılandı. Büyükelçi Osman Koray Ertaş, vatandaş ve soydaşlarla tek tek bayramlaştı.
T’örende Türk ve Romen milli marşlarının okunmasının ardından günün anlam ve ’önemine binaen ilk konuşmayı Türk Silahlı Kuvvetler Ateşesi Albay Can Sabitay yaptı.
1922 yılında 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin (Büyük Taarruz) 94’üncü yılını anmak için kutladığımız Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetler Günü t’öreninde ikinci konuşma ise Bükreş Büyükelçisi Osman Koray Ertaş tarafından İngilizce ve Türkçe olarak yapıldı.

Büyükelçi Koray Ertaş’ın konuşması aynen ş’öyle

“Değerli soydaş ve vatandaşlarımız,
Kıymetli misafirler,
Cumhuriyetimizin temellerinin atılmasında büyük bir d’önüm noktası olan 30 Ağustos Zaferi’nin 94. yıld’önümünü sizlerle birlikte Bükreş’te kutlamaktan büyük gurur ve mutluluk duyuyorum.
Bize bu zaferi armağan eden Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük komutan ve devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk ve vatan için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Bu yılki Zafer Bayramı etkinliğini ülkemize ve milletimize y’önelen hain tehditlerin arttığı bir d’önemde gerçekleştiriyoruz. Kısa süre ’önce karşı karşıya kaldığımız FETÖ darbe girişimini devlet ve milletçe elbirliğiyle ’önledik. Ülkemizin huzuruna, birlik ve bütünlüğüne kasteden ve insanlarımızı katleden PKK, DAEŞ ve FETÖ gibi tüm ter’ör ’örgütleriyle mücadelemiz yılmadan devam edecektir.
Silahlı Kuvvetlerimiz bu darbe girişiminden güçlenerek çıkmıştır. Milletimizin g’öz bebeği olan ordumuzun kahraman mensuplarına, ülke içinde ve başta Suriye olmak üzere ülke dışındaki mücadelelerinde başarılar diliyoruz. Dualarımız onlarlardır. Keza, ülkemize kasteden hainlere karşı kararlılıkla mücadele eden tüm güvenlik güçlerimizin kahraman mensuplarını derin takdir ve minnet duygularıyla anıyoruz.
Milletimiz dün olduğu gibi bugün de kendisine y’önelen her türlü alçak tehdide rağmen muasır medeniyetler hedefi doğrultusundaki yürüyüşüne kararlı adımlarla devam edecektir.
Bu vesileyle, dost Romen halkına huzur ve refah, Karadeniz, Balkanlar ve Ortadoğu gibi ortak coğrafyalarımız için barış ve istikrar dileklerimi yinelemek istiyorum. Bu vesileyle, Romanya’daki Türk toplumu adına, kısa süre ’önce İtalya’da meydana gelen depremde yaşamlarını yitiren Romen vatandaşlarının ailelerine da başsağlığı diliyorum.
Bir kez daha Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk ve silah arkadaşları ile Kurtuluş Savaşımız başta olmak üzere ülkemiz ve milletimiz için şehit düşen vatan evlatlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Teşekkür ederim.”

Comunitatea musulmană din România în ilustrate de epocă

Preşedintele Osman Fedbi şi secretarul general, prof. Ervin Ibraim, au avut la începutul lunii august, o întrevedere cu coordonatorul biroului TIKA Bucureşti, domnul Ahmet Daştan, cu noul coordonator adj. Selçuk Mehmet Karag’öz dar şi cu prof.univ.dr. Valentin Ciorbea şi cpt. comandor (r) Gabriel Octavian Nicolae. Discuţiile s-au axat în principal pe detalii de ordin tehnic referitoare la tipărirea albumului cu titlul «Comunitatea musulmană din România în ilustrate de epocă». Albumul va conţine 187 ilustrate din perioada 1898-1940 despre musulmanii din judeţele Constanţa, Tulcea şi de pe insula Ada Kaleh. Ilustratele fac parte din colecţia personală a comandorului (r) Gabriel Octavian Nicolae şi au fost achiziţionate în timp, de pasionatul colecţionar. Albumul va fi tipărit în 1500 de exemplare şi va fi accesibil publicului până la sfărşitul acestui an.
În a doua parte a întâlnirii, liderii UDTR şi coordonatorul Biroului TIKA Bucureşti, domnul Ahmet Daştan au discutat despre viitoarele proiecte ce vor fi implementate de TIKA în România. Investiţiile TIKA vor continua în educaţie şi sănătate. La începutul lunii septembrie va fi inaugurată Grădiniţa nr.1 bilingvă româno-turcă din cadrul Colegiului Naţional „Kemal Atatürk” din Medgidia. Instituţia a fost renovată şi amenajată conform standardelor educaţionale de Agenţia de Cooperare şi Coordonare Turcă.


Simpozion Minorităţi Culturale, Multiculturalism, Moşterniri Culturale, Dialog Interetnic

Promovarea diversitatii etno-culturale este şi a fost preocuparea permanentă a Uniunii Democrate Turce din România. Acesta a fost motivul pentru care localitatea Izvorul Muntelui a fost în perioada 22-25 august a.c. gazda „Simpozionului Minorităţi Culturale, Multiculturalism, Moşteniri Culturale, Dialog Interetnic”.
Acest simpozion are ca scop reunirea reprezentanţilor filialelor teritoriale şi a comisiilor de lucru ale Uniunii Democrate Turce din România. În cadrul acestor întâlniri s-au scos în evidenţă strategii de lucru în vederea protejării şi îmbunătăţirii vieţii sociale a membrilor comunităţii. Activitatea s-a desfăşurat sub forma unor sedinţe interactive unde fiecare reprezentant a expus problemele şi s-a încercat găsirea unor soluţii specifice fiecărui grup.
La acest simpozion au participat un număr mare de reprezentanţi ai filialelor UDTR (Cumpăna, Cobadin, Cernavodă, Hârşova, Tuzla, Mangalia, Constanţa). Lucrările au fost conduse de către preşedintele UDTR Osman Fedbi.

anonim


Proiectele educaţionale, prioritatea conducerii UDTR

Mai multe cadre didactice de limba turcă, reprezentanţi ai Inspectoratului Şcolar Judeţean Constanţa şi ai Ministerului Educaţiei au participat în perioada 8-13 august la o serie de întrevederi cu reprezentanţi ai Asociaţiei cadrelor didactice din Europa şi Asia, desfăşurate la Fethiye, în Turcia. Discuţiile au vizat proiectele europene din domeniul educaţiei, de tipul Erasmus şi Comenius, identificarea posibilităţilor de diversificare şi creştere a numărului de proiecte încheiate între instituţii deînvăţământ din România şi Turcia. Conform declaraţiei directorului Liceului „Gazi Anadolu” din Muğla, Mürsel Özata, în acest an a fost semnat un protocol de înfrăţire cu Liceul „Dante Alighieri” din Bucureşti, urmând ca prima întâlnire dintre elevii turci ţi români să aibă loc în România, după îceperea noului an şcolar. Prezent la discuţii, preşedintele Uniunii Democrate Turce din România, Osman Fedbi a declarat că proiectele educaţionale constituie o prioritate a conducerii UDTR. „Din acest motiv dorim să ne implicăm permanent în diverse proiecte care vizează învăţământul şi schimbul de experienţă dintre profesorii de limba turcă din România şi cei din Turcia. Proiectele educaţionale europene, parteneriatele cu şcoli din Republica Turcia sunt benefice atât pentru elevii de etnie turcă, dar şi pentru cei români şi contribuie la dezvoltarea relaţiilor bilaterale dintre România şi Turcia.
Schimbul de experienţă al cadrelor didactice din România a fost organizat de comisia de învăţământ a UDTR şi a fost coordonat de preşedintele comisiei, prof. Vildan Bormambet. Profesorii participanţi la proiect au avut posibilitatea să viziteze şi obiective turistice precum Parcul Naţional Saklıkent şi cetăţile antice din apropierea oraşului Dalyan.


Festivalul Intercultural ProEtnica

În perioada 18-22 august s-a desfăşurat la Sighişoara Festivalul Intercultural Pro Etnica, manifestare culturală ce a reunit reprezentanţi ai tuturor minorităţilor naţionale din România. Festivalul a fost organizat de Asociaţia Centrul Educaţional pentru Tineret Sighişoara în parteneriat cu Guvernul României-Departamentul pentru Relaţii Interetnice şi se află la a XIV-ediţie. Această ediţie s-a desfăşurat sub Înaltul Patronaj al Preşedintelui României. În cadrul ceremoniei de deschidere, directorul festivalului, Volker Reiter a precizat că dialogul intercultural şi înţelegerea între oameni sunt foarte importante. „Prin metodele pe care le aplicăm aici, într-un cadru model, ideea din spatele Festivalului-anume că minorităţile şi grupurile de migranţi reprezintă o resursă şi nu un pericol-devine importantă. ProEtnica doreşte să fie o sărbătoare a dialogului intercultural”, a declarat directorul Festivalului ProEtnica, domnul Volker Reiter.
Uniunea Democrată Turcă din România a participat la festival cu ansamblurile folclorice „Delikanlilar” şi „Fidanlar” care au susţinut o reprezentaţie sâmbătă, 20 august. Tinerii turci au fost aplaudaţi la scenă deschisă de spectatori.
În premieră în acest an, a fost inclusă secţiunea film care a cuprins 6 filme documentare ce au dezbătut tema dialogului inter-religios, intercultural şi cultura minorităţilor. Festivalul a avut şi o secţiune de workshop care a inclus 12 activităţi diferite ale organizaţiilor minorităţilor naţionale pe teme de: dans, cultură, tradiţii.
În Piaţa Muzeului au fost expuse standuri meşteşugăreşti unde au putut fi create bijuterii din pietre semipreţioase, lămpi şi statuete de sare dar şi butoaie de lemn. Şi în acest an, Festivalul Intecultural Pro etnica a confirmat faptul că este un instrument de consolidare a organizaţiilor minorităţilor naţionale şi a dialogului intercultural.


Oraş antic descoperit în Cappadocia care ar putea rescrie istoria

În provincia turistică Cappadocia a fost descoperit sub pământ un oraş antic, despre care autorităţile turce spun că va rescrie istoria. Aceştia afirmă că au găsit dovezi conform cărora aşezarea a reprezentat un loc de trai permanent pentru oameni, în comparaţie cu alte oraşe care au fost cosntruite în piatră doar pentru protectie temporară.
„Când lucrările se vor termina, istoria Cappadociei va fi rescrisă”, spune Hasan Unver, primarul provinciei Nevşehir. Tot el adaugă că până în momentul de faţă săpăturile arată că aşezarea datează din perioada hitită. „Am descoperit lucruri importante, noi tuneluri lungi şi spaţii unde oamenii convieţuiau. De asemenea, au fost găsite locuri unde se fabrica ulei, capele şi tuneluri care unesc diferite spaţii de locuit din oraş.”, mai spune primarul.
Oraşul subteran a fost descoperit de către Administraţia de dezvoltare a locuinţelor din Turcia, în urma unui proiect de dezvoltare. În provincia Nevşehir au fost demolate peste 1500 de clădiri, iar oraşul a fost găsit când utilajele au început să excaveze pământul în vederea construirii noilor locuinţe. Primarul planifică deschiderea primei părţi de cercetare în 2017, lucrările efectuându-se sub atenta supraveghere a arheologului Semih İstanbulluoğlu şi sub controlul Ministerului Culturii şi Turismului.
Semih İstanbulluoğlu şi echipa sa de arheologici bănuiesc că aşezarea datează încă dinainte de perioada hitită, dar că acest lucru va putea fi confirmat după finalizarea lucrărilor. De asemenea, el a mai spus că au găsit o pipă de tutun, confecţionată din spumă de mare: „Obiecte precum acesta pot oferi informaţii clare despre istoria omenirii.”
Reprezentatul UNESCO, Ashish Kothari, a examinat în iunie situl şi a fost pus la curent cu privire la activitatea de restaurare şi a fotografiat artefactele descoperite în timpul săpăturilor. Özcan Çakır, profesor de inginerie geofizică implicat în săpăturile iniţiale, crede că tunelurile au fost folosite pentru a transporta produse agricole, el estimând că unul dintre tuneluri ajunge la o sursă de apă îndepărtată.

historia.ro

internet


Kapadokya’da son bulunan yer altı şehri

Nevşehir Belediyesi tarafından projelendirilen ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından gerçekleştirilen Nevşehir Kalesi ve Çevresi Kentsel D’önüşüm Projesi uygulaması sırasında ortaya çıkan yer altı şehrinde yeni uzun geçiş tünellerine ve yaşam galerilerine ulaşıldı. Nevşehir Belediye Başkanı Hasan Ünver, “Burası diğer yer altı şehirleri gibi insanların belli bir süre saklandığı değil, sürekli yaşadıkları gerçek bir yer altı şehri konumunda. Dünya tarihi açısından da çok ’önemli bilgi ve bulgulara ulaşacağımıza kesin g’özüyle bakıyoruz. Nevşehir’in tarihini 5 bin yıl ’öteye taşıyacak bu alandaki ilk bulgular bizi Hititler d’önemine kadar g’ötürüyor. Çalışmalar neticelendiğinde Kapadokya’nın tarihi yeniden yazılacaktır” dedi.
Nevşehir Belediye Başkanı Hasan Ünver, halen devam eden kazı çalışmaları sırasında edinilen ilk bilgilerin paylaşılmasıyla farklı ülkelerden birçok araştırmacının b’ölgeye gelerek incelemelerde bulunduğunu, Kapadokya b’ölgesinin tarihi başlangıcına ışık tutacak bilgilere bu yeraltı yerleşimi sayesinde ulaşılacağını s’öyledi.
Turizme kazandırılmış bilinen diğer yeraltı şehirlerinin geçmiş d’önemlerde insanların tehlike anında kısa süreli sığındıkları yerler olduğuna işaret eden Ünver, “Ancak burası insanların yaşamlarını sürdürdükleri gerçek bir yeraltı şehri. Ayrıca diğer yeraltı şehirlerinde hiç karşılaşmadığımız uzun tüneller ve geçmişte insanların yıllarca hayatını sürdürdüğü tespit edilen yeni yaşam odalarıyla ilk kez karşılaşıyoruz” dedi.
Kazı çalışmaları sırasında 5 bin yıllık bulguların ortaya çıkartıldığını aktaran Ünver, ş’öyle devam etti:
“Çok ’önemli bulgulara, yeni uzun tünellere ve insanların topluca yaşadığı alanlara ulaştık. İçerisinde bezirhaneler, şapel ve insanların yeraltı şehrindeki farklı yaşam alanlarına eriştiği tünellere ulaşıldı. Burası diğer yeraltı şehirleri gibi insanların belli bir süre saklandığı değil, sürekli yaşadıkları gerçek bir yer altı şehri konumunda. Dünya tarihi açısından da çok ’önemli bilgi ve bulgulara ulaşacağımıza kesin g’özüyle bakıyoruz. Türkiye ve dünya tarihi adına ’önemli bir süreçte ilerliyoruz. Nevşehir’in tarihini 5 bin yıl ’öteye taşıyacak bu alandaki ilk bulgular bizi Hititler D’önemi’ne kadar g’ötürüyor. Çalışmalar neticelendiğinde Kapadokya’nın tarihi yeniden yazılacaktır”

hurriyet.com.tr

internet


Tabăra de vară UDTR Frasin – Bucovina 2016

La invitaţia UDTR, anul acesta, un grup de 45 de elevi şi profesori au participat în perioada 25-31 august la o minunata activitate în Bucovina, loc de poveste şi tradiţii unde frumusetea locului, unicitatea mânăstirilor, istoria şi povestea se regasesc pretutindeni. Comisia de cultură UDTR a ales pentru acest an, 2016, ca Tabăra de Creaţie şi artă să se desfăşoare chiar in inima Bucovinei, la Frasin, localitate situată la 20 de km de Gura Humorului, către Campulung Moldovenesc. Cazarea s-a făcut într-o frumoasă pensiune care ne-a oferit confortul, siguranţa şi ambientul necesar desfăşurării activităţilor propuse pentru o tabără de neuitat. Activităţile zilnice au constat în primul rând în cursuri de dans cu instructori autorizaţi care s-au concretizat cu un concurs pe echipe susţinut în ultima seară de tabără. Totodată cei şapte profesori însoţitori au coordonat jocuri şi activităţi în aer liber pentru a dezvolta spiritul de echipă, aptitudinile de coordonare punând în evidenţă creativitatea şi atenţia copiilor. În acest sens copiii au avut de realizat la atelierul de manufactură o gentuţă din „kece“ pe care au ornat-o cu diverse figurine din acelaşi material iar la atelirul de olărit au pictat un ornament din ceramică. Între repetiţii şi atelierele de creaţie copii noştri s-au jucat cu mingea, s-au dat în leagăne, au coborât pe tiroliană, au tras cu arcul şi s-au distrat de minune în spaţiul generos din preajma pensiunii. Bineînţeles nu au lipsit excursiile la Moldoviţa-Suceviţa-Marginea-Putna-Chilia lui Daniil Sihastru- Voroneţ-Mânăstirea Humorului, Muzeul Satului Bucovinean Planetariul Observatorul Astronomic şi oraşul Gura Humorului. Toate aceste activităţi instructiv-educative şi excursiile au fost o recompensă bine meritată oferită de UDTR copiilor din grupurile de dans folcloric tradiţional „Delikanlılar“, „Fidanlar“, „Şirinler“, Filizler“ şi „Kardelen“ care au format de această dată grupul Taberei de Creaţie 2016. UDTR a oferit şi diferite premii pentru cel mai bun dansator, cea mai ordonată cameră, cea mai frumoasă creaţie, cel mai bun sportiv. Pe lângă aceste premii frumoase, ca o noutate, frumoasele coroniţe de Miss şi Mister Tabără UDTR au fost create chiar de tinerii noştri. Aici trebuie să subliniez aportul unui tănăr pe nume Güneş Berkant care a excelat la toate atelierele de creaţie. Una peste alta putem afirma fără a exagera câtuşi de puţin că taberele UDTR asigură participanţilor toate ingredientele excelenţei.


Halk Oyunlarını Romanya’ya Taşıdılar

BW Haber Merkezi FRASIN- Balkan Ülkelerini ve oralardaki Türk Kültürünü yıllardır araştıran, Balkan’lardaki Türk kültürü konusunda yüksek birikime sahip ve büyük bir otorite olan SUTHOT’un halk bilimi araştırmacıları Yeşim – Aykut Dalgıç çifti Romanya Demokrat Türk Birliği tarafından Romanya’ya davet edildi. Yeşim ve Aykut Dalgıç, Romanya’nın Frasin kentinde düzenlenen Türk Halk Oyunları Kampında Romanya’da yaşayan Türk gençlerine Balkan K’ökenli Türk Halk Oyunlarını ’öğretti.
Romanya’da Türklerin büyük b’ölümü Dobruca B’ölgesinde yaşıyor. Romanya devleti Romanya’daki Türk k’ökenli Romanya vatandaşlarının kurmuş olduğu tek dernek olan Romanya Demokrat Türk Birliği’ni maddi ve manevi her bakımdan destekliyor. Romanya’daki tüm Türkler, bu dernek çatısı altında büyük bir uyum içinde faaliyet g’österip, kendi kültürlerini korumaya ve yaşatmaya çalışıyorlar. Bu derneğin Romanya’da her birinin kendine ait dernek lokalinin bulunduğu 10’dan fazla şubesi bulunuyor.
Bu kampta SUTHOT’un eğitmenleri Yeşim – Aykut Dalgıç çifti yoğun bir program ile katılımcılara Balkan K’ökenli Türk Halk Oyunlarını ’öğretti. Bu yoğun program sırasında Dalgıç çifti Gençler, minikler ve çocuklar gruplarının her birisine ayrı ayrı birer g’österi programı da çıkarttılar. Dernek Kültür Kolu Sorumlusu Melek OSMAN’ın y’önetimindeki yaklaşık 50 kişilik kamp kadrosu, kampın son gününün akşamı kapanış eğlencesi düzenledi. Kamp ateşinin de yakıldığı bu kapanış eğlencesinde her bir grup ’öğrendikleri oyunları sergileme olanağı da buldular. Halk oyunları kampına katılanlar halk oyunları çalışmalarının yanısıra kuzey Romanya’daki bir çok tarihi ve turistik yeri de gezip g’örme olanağını buldu.
Kamptan çok memnun kaldıklarını bildiren Melek OSMAN, Yeşim – Aykut çiftini ’önümüzdeki yıl yapılacak olacak Türk Halk Oyunları Kamplarına tekrar davet ettiklerini s’öyleyip tüm katılımcılara teşekkür etti.

postaktuel.com

internet


Zilele oraşului Techirghiol

Administraţia locală din Techirghiol a organizat în perioada 20-21 august 2016 zilele oraşului. Aflat la a XVII-a ediţie sărbătoarea a adus bucurie şi relaxare în rândul turiştilor, dar şi al localnicilor, asta şi datorită programului diversificat.
Zilele au debutat cu deschiderea oficială ce a avut loc la grădina botanică din localitate. Primarul Iulian Soceanu a lua cuvântul de deschidere şi a acordat diplome şi premii persoanelor de peste 85 de ani, cuplurilor cu peste 50 de ani de căsătorie şi veteranilor.
Evenimentul a continuat cu expoziţie de artă culinară, cu vânzare în Parcul Monumental al Eroilor, în cadrul căreia au expus turcii, tătarii şi aromânii. Uniunea Democrată Turcă din România filiala Techirghiol a prezentat bogăţia bucătariei turceşti cu un stand demn de renumele ei.
Au urmat momente artistice cu cântece şi dansuri tradiţionale – spectacol al minorităţilor, dar şi un program folcloric românesc.
A doua zi au urmat lupte în nămol, un concurs de înot în lac şi concursul „cine prinde raţa… o câştigă”.
În încheierea evenimentului s-a desfăşurat spectacolul festiv „La mulţi ani Techirghiol” 2016 ce a cuprins concerte în aer liber de muzică populară, dance, etno, pop rock.

anonim


Parada costumelor tradiţionale turceşti

Îmbrăcate in straie de sărbătoare, membrele comisiei de femei a Uniunii Democrate Turce au participat În data de 26 august la o nouă ediţie a Paradei Costumelor Tradiţionale. Acţiunea a avut ca scop promovarea tradiţiilor şi valorilor etno-culturale. În cadrul activităţii a fost lansat un concurs unde au fost prezentate nouă costume tradiţionale turceşti, unele cu o vechime de o suta de ani. Au fost premiate următoarele costume tradiţionale purtate de: Onge Ceku-premiul I, Iusuf Nadie - premiul II, Mustafa Mirem - premiul III, Asan Arzu şi Gulten Abdula - menţiune. Invitate la eveniment Prof. Emin Emel şi Gulten Abdula au vorbit despre portul tradiţional turcesc dobrogean.
Acţiunea a fost coordonată de preşedintele comisiei de femei, Amet Melec şi de vicepreşedintele comisiei, doamna Accoium Durie.


Cele două înălţări în scaun ale unui tânăr sultan

Sosiţi de pe vechile meleagui ale Asiei, pe care le-au părăsit spre sfârşitul mileniului întâi, turcii găsesc în podişunle dintre Marea Casptcă şi Mediterană condiţii de climă şi vegetaţie asemănătoare celor ale stepelor îndelung străbătute. După datini, mai mult sau mai puţin legendare, unul dintre triburile lor, Kayi, s-a stabilit în Bithynia, lângă Marea Marmara. Comparativ cu Bizanţul slăbit şi divizat, aceşti osmanlâi, după numele conducătorului lor Osman, au acolo imense posibilităţi de cucerire. Mânaţi de dorinţa de a-şi răspândi religia dar şi lacomi de pradă, sprijiniti de aventurieri veniţi din întreaga Asie Mică, aceşti neasemuiţi războinici, călăuziţi de mari conducători, se vor năpusti, în curând, asupra tenritorilor vecinilor lor bizantini şi apoi din Europa creştină.
În 1325, Bursa (Brusa), în Bithynia, este cucerită şi devine capitala lor până ce, treizeci şi cinci de ani mai târziu. Edirne (Adrianopol) îi va lua locul. Nimic nu-i opreşte. La Kossovo în 1389, o mare bătălie pune dintr-o dată capăt independenţei Serbiei şi vieţii suveranului ei, Lazar, pe care îl va răzbuna unul dintre credincioşii săi, prin uciderea lui Murad, sultanul turcilor. Otomanii s-au aşezat temeinic în Balcanii care văd înaintând spre Europa Centrală pe cei ce acolo erau consideraţi barbari şi care se numără acum printre răyboinicii cei mai disciplinaţi şi mai bine echipaţi ai vremii. Ei o dovedesc din nou, şapte ani mai târziu, zdrobind la Nicopole, în josul Dunării, mai multe mii de cavaleri şi prinţi creştini, în aceeaşi măsură viteji şi indisciplinaţi, sub ochii Occidentului creştin, slăbit şi divizat, care străbătea atunci una dintre cele mai grave crize.
După expansiunea şi reînnoirea din cele două secole precedente, totul se ruinase. Scăderea producţiei, a schimburilor comerciale şi a preţurilor agricole, instabilitatea monedelor au fost însoţite de epidemii – ciuma neagră – de războaie şi foamete, care fac din anii 1330-1460 una dintre cele mai mizere şi mai tulburi ale istoriei continentului.
Războiul de 100 de Ani este evenimentul cel mat cunoscut şi mai plin de urmări al acestui lung calvar al Europei. Decenii în şir, Franţa şi Anglia s-au sfâşiat, aducând ruina popoarelor şi prăbuşirea putem suveranilor. În Franţa, după eforturile lut Carol al V-lea pentru ridicarea ţării, încoronarea fiului său, nefericitul Carol al VI-lea, marchează începutul unei perioade de anarhie, din care ţara nu va ieşi, după trezirea din vremea loanei d’Arc, decât pentru a vedea înălţându-i-se în faţă ameninţarea statulut burgund. Chiar Anglia, după moartea ambitiosului Henric al V-lea, este pe mâna unor incapabili, ceea ce va salva Franţa. În aceeaşi epocă, ţările Mediteranei Occidentale sunt în plină anarhie; în Spania, Castilia şi Navarra se angajează în sterile lupte dinastice, iar regatul Neapolelui este istovit de lupta între aragonezi şi angevini. Republicile orăşeneşti ale Italiei de Nord au dispărut. Aproape toate sunt acum în mâna familiilor care au uzurpat puterea prin forţă sau viclenie. Visconti, apoi Sforza la Milano, Medici la Florenţa, Gonzaga la Mantova, Este la Ferrara. În statele Bisericii, papa aproape că nu mai este ascultat. El nu mai controlează Toscana, nici măcar Romagna şi Umbria. Chiar şi la Roma autoritatea lui este slabă, oraşul fiind sfâşiat de lupte între familiile Colonna şi Orsini. Poporul se răscoală, papa fuge, revine, din ce în ce mai puţin respectat.
Spectacolul pe care îl oferă Biserica însăşi este la fel de jalnic. Surghiunirea papalităţii la Avignon şi, mai mult decât atât, Marea Schismă a Occidentului au supus-o la încercări cumplite. Succesorii lui Petru văd înmulţindu-se noile erezii, reînviind cele vechi, apărând schisme pe care inchizitorii nu reuşesc decât cu greu să le înăbuşe. Doi, apoi trei papi s-au certat până ce la Konstanz, în 1417, Conciliul l-a ales pe Martin al V-lea pentru împovărătoarea misiune de a îndrepta dezordinile din Biserică şi de a-i readuce pacea. Papii au, de asemenea, greaua îndatorire de a reface unitatea cu Biserica din Constantinopol, de care se separaseră de mai multe secole. În 1439, la Conciliul de la Florenţa, unitatea Bisericii va fi restabilită, dar imediat respinsă de imensa majoritate a clerului şi a credincioşilor greci, cărora nimic, nici chiar pericolul turc, nu le va potoli ura împotriva latinilor.
În aceşti ani, când otomanii pregătesc noi asalturi împotriva Constantinopolului şi a Europei, papalitatea este incapabilă să îşi îndeplinească rolul în fruntea apărării creştinătăţii.
Norocul Occidentului a fost că, la începutul secolului al XV-lea, noul imperiu al turcilor trecea, el însuşi, printr-o gravă criză, ca urmare a înfrângenii sultanului Baiazid I la Ankara de către Timur Lenk în 1402 şi, apoi, a certurilor între fiii săi pentru succesiune, interregnul istoricilor turci.
Odată unitatea refăcută şi statul restaurat, sultanul aflat în fruntea sa, Murad al II-lea, va fi mai mult un om al păcii decât al războiului. Scopul său era mai puţin mărirea imperiului, cât reaşezarea lui în graniţele avute înaintea dezastrului de la Ankara. El încearcă totuşi sa cucerească Constantinopolului, dar bizantinii îi creează un „al doilea front”, convingându-i pe beii Anatoliei să-l atace. Va trebui să ridice asediu. Luptă, de asemenea, împotriva ungurilor, ai căror suverani, Sigismund, apoi Ladislau, vor să pună mâna pe Bulgaria, Bosnia, dar mai ales pe Serbia, care juca pe atunci rolul de stat-tampon, sub conducerea despotului Gheorghe Brancovic, nepotul regelui Lazar. Dar şi unii şi alţii au nevoie de pace, şi Ladislau jură pe Evanghelie, Murad pe Coran, să respecte armistiţiul cel puţin 10 ani (august 1444).
Puţin atras de război, plăcându-i viaţa uşoară, dar nu lipsit de preocupări intelectuale, crezând, de asemenea, că asigurase liniştea imperiului, Murad se hotărăşte să renunte la putere. Moartea fiilor săi Alaeddin şi Ahmed îl deprimase şi nu pare să fi avut o mare afecţiune pentru Mahomed unicul supravieţuitor. S-a retras deci la Bursa, spre a duce acolo viaţa pe care o dorea, lăsând tronul lui Mahomed sub supravegherea Marelui vizir Halil Paşa, din ilustra familie Candarlî, om înţelept şi cu experienţă, în care avea o mare încredere.


Garıp Hareketi ve Gelişmesi

XX. yüzyılın başında doğan Memleket edebiyatı, hamasi siirleriyle Balkan harbi, Birinci dünya harbi, İstiklal harbi ve ondan sonraki devirde Türk halkının vatanseverliğini, fedakarlığını, sefaletini dile getirdi
Yedi Meşale edebi cereyani “sanat için sanat” şiariyle şafakı, gurubu, bulutları, yıldızları kônu edinerek gerçeklerden uzaklaşmağa çalıstı.
1909-1920 yıllan arasında ebebi ceryan halini alan futurizm Türk edebiyatında kendini İstiklal harbinden derhal sonra, Nazım Hikmet’in eserleriyle etkisini g’österdi.
Dünya edebiyatında asrımızın 20. yıllarında doğan ve İkinci dünya harbinde hakim olan sürrealizm Türk edebıyaltında harbin arifesinde belirdi ve edebi akım halini aldı.
Avrupa harp alevleriyleyanarken veya onun etkisi altında inierken Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu, Melih Cevdet Anday sanki acı, ağır havadan uzaklaşmak ister gibi günlüık hayatı, sathı duyguları kaleme aldılar. 1937’den başlayarak çeşitli dergilerde bastıkları eserlei 1941’ de “Garip” başlıklı bir kitapta topladılar. Yazdıkları üslüp yeni olduğu için ons’özünde g’örüşlerini belirttilerç “Bu kitap sizi alışılmış şeylerden şüpheye davet edecektir” cümlesiyle kendilerinin onlardan ’önce gelen edebiyat üslübünü devam ettirmediklerini açıklarlar. Devamla onlar ş’öyle diyorlar: “Yapıyı temelinden değistirmelidir. Biz senelerden beri zevkimize ve irademize hükmetmiş, onları tayin etmış, onlara şekil vermiş edebiyatların sıkıcı ve bunaltıcı tesirinden kurtulabilmek için o edebiyatların bize ’öğretmiş olduğu her şeyi atmak mecburiyetindeyiz”.

Aslında ‘öns’öz, hareketin ’öncüsü Orhan Veli tarafından yazılmış olsa da, üç arkadaş şairin g’örüşlerini bildiediği için imzasını atmamıştır. Garip hareketi veya Yeni Şiir, Birinci Yeni Şiir diye de adlandırılan hareketin yeni şiir hakkında g’örüşleri başlıca şu prensiplere dayanır:

  1. Her gunkü yaşam da, g’örünüşte basit olan şeyler de şiire konu olabilirler. Sıradan insanlar ve onların dertleri, sevinçleri hakkında da yazılabilir.
  2. Siir yüzyıllardan beri riayet edilen kaidelere, kalıplara uymayanilir. Vezin, kafiye, ahenk şiire güzellik vermez, şiirı tabiilikten, serbest ifadeden uzaklaştırır. Düşünce ve duyguları akıcı bir şekilde anlatmaya engel olur.
  3. Teşbih ve istiareler şiirde kullanılmamalıdırlar. Bir şeyi anlatırken başka bir şeye benzeterek değil, olduğu gibi verilmelidir. “Gibi” edatını kullanmak yanlıştır.
  4. Siir dilı muhakkak seçkin bir diI olmayabilir. Her günkü konuşmalarımızda kullandığımız bütün s’özler şiirde yer alabilirler. Nitekim Orhan Veli “Kitabe-i Seng-i Mezar” şiirinin diliyle bunu kanıtlıyor

Hiç bir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar
Hatta çirkin yararıldığından bile
O kadar müteessir değildi.
Ayakkabısı vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah’ın adını
Günahkar da sayılmazdı
Yazık oldu SüleymanEfendi’ye.

Şiirde “nasır” s’özünü kullanısı va b’öyle ’önemsiz bir derdin konu edilmesı şiir dünyasını şaşırımış.
Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu gibi tenkitçiler Garip hareketini desteklemişler, Ahmet Hamdi Tanpınar ise şiirden uzaklaşma saymıştır.
Şair ve edebiyat eleştiricisi Behçet Necatigile g’öre günlük yaşamı konu edinmek dünya ve Türk edehiyatında yeni hir olay sayılmaz. Mehmet Akif te sıradan insanlar hakkında şiirler yazmıştır, fakat Garip grubundan farklı olurak şiir sanatını reddetmemistirdır. Garipçiler hakkında ş’öyle yazmıştır: “Garipçilcrin oyuncaklar, yemekler, yiyecekler, kuşlar, hayvanlar, giyecekler, çesitli üretim-tüketim- ihtiyaç maddeleri ve ufak tefek şeyler yardımıyla, yepyeni bir şiir zevki yarattıkları, sırf sokağa çıkmakla, ve gündelik yasayışa geçmekle yaratlıkları s’öylenemez. Ayrıca yazmanın sohbetten, yarenlikten farksızlaşği bu şiir biçimi, şairane’yi yok etmiyor, sadece değistiriyor, eskisinin yerine yumuşak bir ironi ve hüzünle karışık yeni bir şairanelik getiriyordu”.
Her halde Garipçiterin kendileri de fazla ileri gittiklerinin farkına varmış olacaklar veya şair tabiatları üstün gelmiş olacakki, edebi kalıplara d’önmüş. Bilhassa halk edebiyatının etkisi altında şiirler yazmıslardır: “Vazgeçemediğim” – l945’te, “Karşı”- 1949’da. Zaten I. devrelerinde de edebi kurallara karsı olmalarına rağmen şiirterinde kafiye yine de vardır :

CIMBIZILl ŞIIR

Ne atom bomtıası
Ne Londra konferansı;
Bir elinde cımbız,
Bir elınde ayna,
Umurunda mı dünya!

Orhan Veli

UÇAKlAR

Uçaklar gelecekmiş
Korkum yok benim
Kagıt gemilerim
Kurşun askerlerim hazır
Hem bunlar bozulursa
Babam yenilerini alır

Oktay Rifat

YAGMUR

Birden serçelerle indi yağmur
Hangısı serçe
Hangisi yağmur

Melih Cevdet

“Garip” in ikinci baskısında üç arkadaştan sadece Orhan Veli yazılarını sunmuştur.
Ikinci devrelerinde her uç sairin de ciddi konular ele aldıkları g’öze çarpar. Halk edebiyatı ve yazılı edebiyat kurallarına riayet ederek yazmağa başlamışlardır. Kıta, vezin, kafiye, ahenk belirmiştir. Sosyal konular kaleme alınmıştır.
Orhan Veli’nin annesini, hürriyeti, doğduğu şehir lstanbul’u konu edindiğini biliyoruz.

Istanbul’da Boğaziçindeyim,
Bir fakir Orhan Veli,
Veli’nin oğlu.
Tarifsiz kederler içindeyım.
İstanbul Türküsü

Önce meyhanedeki günlerini ş’öyle anlatan Oktay Rifat:

BENIM YARlM

Benim yarim ikı dirhem bir çekirdek
Hoppa mı hoppa
Rakı içer
Kadeh kırar
Benim yarım sırasında benden hovarda
Kavun içı mendil
Markalı çanta
Benim yarim çıt kırıldım
Benim yanım alafranga

daha sonra “Kadeh” şiirinde memleketinin maddi vaziyetini ş’öyle anlatmakta:

Tabağımda bir bulut
Kadehimde g’ökyüzü.

Harp yıllarında açlığı va aynı zamanda güzelliğe karşı duygusunun ’ölmediğini „Ekmek ve Yıldızlar” şiirinde g’örmekteyiz:

Ekmek dizimde
Yıldızlar uzakta uzakta
Ekmek yiyorum yıldızlar bakarak
Öyle dalmışım ki sormayın
Bazen şaşırıp ekmek yerine
Yıldız yiyorum

Yahut “Elleri Var Özgürlüğün” şiirinde insanları bağlayan zincirler ve ‘özgurlük’ özlemi birkaç dizeyle ne iyi verilmiştir… Şairin sazı sade bir şekilde, arzularla ne güzel titremiştir … Büyük bir hatibin ’özgürlük hakkında haykırdığı bir ihtiras değil, halktan sakin bir insanın ’özgürlük arzusudur bu.
Oktay Rifat hanınıına hasrettiği methiyelerle de saygıya değer bir şairdir.
Melih Cevdet Anday’ın ilk şiirleri duygu ve düşüncelerini birkaç çizgiyle belirten bir soyut ressamın tablosuna benzerler. S’öz ustası birkaç kısa dizeyle d’öker içini. Okuyan kendi tahayyülü ile dilediği gibi tabloyu tamamlayabilir

YİLDIZLAR

Düşmek için denizi arıyor yıldızlar
Ölümü inanılmaz kılan denizi
Masal biçen denizi

Bazı şiirlerinde Melih Cevdet Jacques Prevert’i andırır. “4×4oo Engelli” de adı geçen Fransız şairinin Fransız krallarını saydığı gibi Anday da Osmanlı padışahlarının adlarını sayar.
“Garip” grubundan ayrıldıktan sonra çok ciddi bir şekilde ciddi konuları okuyuculara sunan şair ve yazar gerçekten popüler olmayı hakketmiştir.
“Kolları Bağlı Odysseus” destanında şairi filozof sıfatında g’örmekteiz. Sanki Homeros’un elinden liri alarak Truva savaşlarında ortaçağa geçiyor ve zamanımıza yetişiyor. Sanki „hayal bir mücadeledir” vecizesini kanıtlamak istiyor. Başka zamanlarda, başka şahıslarla, başka şekilde savaş devam etmektedir. Süresi budizmin “yat, sat, tat ksanika” – her şey bir an sürer denecek kadar kısadır.
Romanlarında da Melih Cevdet Anday cemiyeti maddi ve manevi bakımdan inceleyen iyi bir filozof, psikolog, hatta iktisadiyatçı sayılabilir.
Eserlerinin ilk kısmında orijinallıkleriyle, ikinci kısmında ise ananevi nazım kaidelerine riayet ederek ve sosyal konular işleyerk “Garip” hareketini meydana getiren üç şair Türk edebiyatında adlarını bırakmışlar ve yazdıkları merakla okunmaktadır.


Până la anul, or măgarul, or samarul

Într-o zi Nastratin Hogea pe o uliţă trecând
Şi pe poartă-n curtea unui bogat ochii aruncând
Se opri ca să privească la un lucru foarte rar.
Adică la-mpodobirea a unui mânz de magar,
Carele avea căpăstru peste tot cu fir lucrat
Şi pe ciucuri împrejuru-i margaritar înşirat,
Un cioltar cu flori de aur pe spatele lui întins
Şi drept chingă peste dânsul un cordon de fir încins,
Pus pe o saltea luxoasă, ş-alături pernă de puf,
Ş-un rob cu apărătoare răcorindu-l de zaduf;
Iar bogatul, de departe, în pridvorul său şezând,
Îl privea-n mare plăcere, dintr-un ciubuc lung fumând.

Nastratin văzând aceasta, fără a întârzia,
Se apropie de dânsul ş-începu a-l mângâia;
Bunioară ca copilul când vedea vrun mieluşel
Merge, îl îmbrăţişează ş-îl sărută frumuşel.
Bogatul vesel privindu-l, când îl mângâia mereu,
Întrebă: – Dar or îţi place cum e măgăruşul meu ?
– De minune ! el răspunse, este vrednic d-a-l iubi,
Şi alt nici un cusur n-are, decât nu poate vorbi.
– Ce fel ? bogatul îi zise, poate vorbi un măgar ?
– Cum nu ? – Hoge îi răspunse – numai să mi-l dai şcolar,

Şi într-un an ţi-l fac ritor, or în ce limbă vei vrea.
– Ba nu voi – bogatul zise – că-l procopseşti aşa prea,
E destul ca să vorbească limba care o ştiu eu,
Şi vreo patru limbi streine, ca să-l fac tâlmaciul meu.
– Aşadar, îi zise Hogea, trebuie să ne tocmim,
Însă să mi-l dai acasă, că-n alt chip nu ne-nvoim.
– Bine ! – îi zise bogatul – cum ştii tu, aşa să faci,
Numai despre plată spune-mi cu câţi galbeni te împaci.
– Să-mi dai – Nastratin îi zise – o sută de-mpărăteşti,
Răspunzându-mi înainte jumătatea din aceşti;
Iar jumătatea ceilaltă să mi-o dai la şase luni,
Când şi examen voi face, între câţi vei să aduni,
Ca să vază fiecare că nu dai bani în zadar,
Ci pentru o-nvăţătură aşa auzită rar.

Bogatul de vorba Hogii atât de mult s-a-ncântat,
Încât scoase banii-ndată şi jumătate i-a dat,
Poruncind şi pe şcolarul să-l aibă în casa sa,
Nu cumva la ne-ngrijire vreodată a-l lăsa:
Pe salteaua lui să-l culce şi pe perna cea de puf,
Cum şi după prânz când doarme să-l apere de zaduf
Că el pe fiece lună îi va trimite mertic
Cu toată îndestularea, să nu-i lipsească nimic.
După ce aceste toate s-au făcut ca prin înscris
Şi pe şcolarul cu Hogea împreună l-a trimis,
Femeia Hogii, cu masa care sta şi-l aştepta,
Şi din când în când pe poartă ca să vie se uita,
Văzându-l cu măgăruşul cel împodobit intrând,
Se mira ce o să fie, pricina necunoscând.
– Dar ce e asta, bărbate! îl întrebă ea pe loc.
El arătă acei galbeni, ca jaratecul de foc,
Ş-îi răspunse cu amăruntul cum şi ce fel l-a tocmit,
Cum şi jumătate banii-nainte i-a primit.
– Dar or ţ-ai ieşit din fire ? zise ea, la el privind.
Unde ai văzut în lume vreodată măgar vorbind ?
Or te-ai apucat acuma pe oameni să amăgeşti
Şi la bătrâneţe tocma belele să pătimeşti ?
– Fii pe pace, el îi zise, n-avea nici o grije tu,
Că tocma acuma ceasul norocului îmi bătu.
E o vorbă: „Pân’ la anul câte căciuli nu rămân
Într-această-ntinsă lume pustii şi fără stăpân !”
Asemenea pân-atuncea or să-ntâmplă de mor eu,
Or cumva se bolnăveşte şi moare şcolarul meu.
Cu asemenea cuvinte şi cu alte Nastratin
Îşi mai împăcă nevasta şi se linişti puţin…

anonim


Örgü Örme Sanatı

Örgü ’örmenin tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır. Sadece parmakların kullanılmasıyla ’örülmüş ’örgü ’örneklerinin M.Ö.1000 yıllarından ’önce olduğu tahmin edilmektedir. Orta Asya’da yapılan arkeolojik kazılarda ’örgü ile ilgili ilk tarihi belgeler bulunmuştur. Orta Asya’da yaşayan Hunlara ait olan, koçboynuzu deseniyle süslü yün çoraplar bulgular arasında yer almaktadır. Örgünün gelişiminin g’öçebe uygarlıkların vasıtasıyla, doğuda Tibet’e, batıda İspanya’ya kadar yayıldığı düşünülmektedir. İngiltere ve İrlanda’da ’örgün erkek işiydi ve kadınların bunu yapmak istemeleri hoş karşılanmıyordu. Günümüzdeyse erkeği elinde şiş ve iplik g’örmek çok nadir olan bir durum.
Bazı hanımlar, yaz sonuna doğru kışlık giysi ihtiyaçlarını ’örmek için hazırlıklara başlayıp hatta bu hazılıkları tamamlayıp birbirinden güzel giyisileri çoktan dolaplarına yerleştirmişlerdir. İhtiyaç için ’örgü ’örmek bir yana, çoğu zaman hobi amaçlı da ’örülmektedir. Özellikle sevdiklerinize ’örüp hediye ettiğiniz giysilerin yerini hiçbir hediye tutamaz. Örgü ’örmek, zevkli olduğu kadar bir o kadarda sabır ister. Örgü de dikkat edilmesi gereken birkaç ’önemli nokta vardır. İlk defa ’örgü ’örmeyi deneyeceksiniz, alışana kadar birkaç sıra başlangıç ’örgüsü ’örerek işe başlayabilirsiniz. Çünkü ’ördüğünüz ’örgü bittiğinde düzgün durması, buruşma yapmaması ve sarkmaması gerekir. Örgü ’örmeye başlamadan ’önce şiş seçimi ve iplik seçimi de bir o kadar ’önemlidir.

Şiş Seçiminin Önemi

Şişinizi plastik, matel ya da tahta gibi farklı çeşitlerden seçebilirsiniz. Seçeceğiniz şişlerin çeşidi ne olursa olsun ilmeklerin arasından kolayca kayan ve hafif olan şişler ilk tercihiniz olmalıdır. Seçtiğiniz şişlerin parmaklarınızı acıtması, ’örgü zevkinizin bir anda yok olmasına neden olabilir. Her ’örgü modelinin ve ipin, ayrı bir şiş çeşidi ve bu şişlerin inceden kalına doğru çaplarına g’öre numaraları vardır. Şişler, ’örgülerde kullanılan bir ucu sivri ve diğer ucuna topuz takılmış uzun şişler, küçük ’örgüleri (eldiven, çorap) ’örmek için kullanılan küçük şişler, etek gibi dikiş gerekmeden yapılacak iki küçük şişten oluşan yuvarlak şişler olmak üzere üç çeşide ayrılır.

Örgü İpini Seçerken

Örgü iplerinin pamuk, tiftik, kaşmir, keten, orlon, moher ve kenevir gibi birçok farklı çeşidi vardır. Örgünüze en uygun ipi seçmek için bazı detaylara dikkat etmeniz gerekir. Örgünüzün yumuşak olmasını istiyorsanız seyrek ve ince ipleri, sıkı olmasını istiyorsanız sık bükümlü ipleri tercih etmelisiniz.

Örgü Türleri Nelerdir?

Düz Örgü:

Birinci sırada bütün ilmekler yüz ’örülür, ikinci sırada ise bütün ilmekler ters ’örülür ve ’örgü bitimine kadar bu sıra ile tekrar edilir.

Ters Örgü:

Birinci sırada bütün ilmekler ters ’örülür, ikinci sırada ise bütün ilmekler yüz ’örülür ve ’örgü bitimine kadar bu sıra ile tekrar edilir.

Haraşo:

Bütün ilmekler gidiş ve d’önüş sırasında hep ters ’örülür.

Pirinç Örgü:

Birinci sırada bir ilmek yüz, bir ilmek ters ’örülür. İkinci ve sonraki sıralarda yüz ilmekleri ters, ters ilmeklerse yüz ’örülür.

Çift Pirinç Örgüsü:

Birinci sırada iki ilmek yüz ’örülüp iplik ’öne alınır. Sonrasında birinci ilmek ’örülmeden tersten alınır ve iplik arkaya atılır. İkinci ve sonraki sıralarda yüz ilmekler ters, ters ilmekler yüz ’örülür.

Lastik Örgü 1/1:

Birinci sırada bir ilmek düz, bir ilmek ters ’örülür. İkinci sırada düz ilmeklerin üzerine düz, ters ilmeklerin üzerine ters ’örgü ’örülür ve tekrar yaparak devam edilir. Eğer geniş lastikli bir ’örgü ’örmek istiyorsanız ilmek sayılarını aynı oranda artırarak ’örebilirsiniz.

mutfaktayiz.biz

internet


Kahve Piştiği Yerde

BUGÜN KAHVE İHRAÇ EDEN ÜLKELERİN BAŞINDA ARABİSTAN DEĞİL, GÜNEY AMERİKA ÜLKELERİ (BREZİLYA VE KOLOMBİYA) OLSA DA BİZİM TÜRKÜLERİMİZ KAHVEYİ İLLA DA YEMEN’DEN GETİRİR: KAHVE YEMEN’DEN GELİR BÜLBÜL ÇİMENDEN GELİR

Sanki kahvenin çok uzaklardan deve kervanlarıyla gelmesi, sevdanın da kahve gibi meşakkatli bir yolu olduğunu hatırlatır. 16. yüzyılda Osmanlılar Mısır’ı ve Yemen’i fethettikten sonra kahve Osmanlı topraklarında yetişen bir ürün oldu. Kanuni Sultan Süleyman d’öneminde kahve saraya girdi, hatta saray teşkilatında kahvecibaşı unvanıyla bir hizmet ihdas edildi. Mevlit kandillerinde Sultanahmet Camii’nin yanına bir kahve çadırı kurulur ve camiye gelenlere kahve ikram edilirdi. İstanbul’da ilk kahvehane şehrin en kalabalık semti olan Tahtakale’de, sonra da Emin’önü ve Unkapanı’nda açıldı. Zengin fakir demeden kahve her eve girdi, Anadolu’nun her k’öşesine ulaştı. Devlet dairelerinde kahve ikramı bir gelenek haline geldi.

FRANSA’DA KAHVE MODASI

Avrupa kahveyi Türklerden ’öğrendi. Osmanlı topraklarını ziyaret eden yabancı seyyah ve diplomatlar, anılarında kahveden bahsedip nasıl hazırlandığını, nasıl sunulduğunu ayrıntılarıyla anlattıkları gibi Türkiye’den ayrılırken memleketlerine kahve g’ötürdüler. Osmanlı diplomatları da Avrupa’da kahve geleneklerini sürdürdüler. Müteferrika Süleyman Ağa, 1669’da Paris’e XIV. Louis’ye elçi tayin edildiğinde Louis’nin karşısına yünlü bir aba ile çıkmış ve ’önünde eğilmemişti. Louis Süleyman Ağa’yı derhal Versailles’dan uzaklaştırıp Paris’e g’önderdi. Süleyman Ağa da Paris’te g’öz kamaştıran malikânesinde hoş sohbetleriyle Paris sosyetesinin g’özdesi oldu, beraberinde g’ötürdüğü çuval çuval kahveyle kahve modasını başlattı.

KAHVEDEN MAHRUM ÇOCUKLAR

Bizde çocuklara kahve verilmez, genç kızların da kahve içmesi pek makbul sayılmazdı. Aynı anlayış Batıda da geçerliydi. Johann Sebastian Bach’ın Leipzig’de bestelediği “Kahve Kantatı” kahveyi çok seven bir genç kızı anlatır. Babası kızın kahve içmesini istemez, kahve içersen sana güzel elbiseler alamam, seni gezmelere bırakmam der. Babanın son tehdidi de seni kocaya vermem olur. Bunun üzerine kız “Peki babacım, bana hemen bir koca bul.” der ve evleneceği adamla istediği zaman istediği kadar kahve içeceğine dair bir anlaşma yaparak evlenir.
Kahve g’önül işine girifttir. İnsanın canı kahve çeker ama aslında g’önül muhabbet ister, kahve bahane.

Kahve piştiği yerde
Telve taştığı yerde
Güzel çirkin aramaz
G’önül düştüğü yerde!

KAHVE EFSANELERİ

Kahvenin insanı diri tutan etkileri çok eski d’önemlerde keşfedilmişti. Kahve çekirdeklerini yiyen keçilerin hoplayıp zıplamaları Etiyopyalı keçi çobanının dikkatini çeker ve b’öylece kahvenin uyarıcı bir etkisi olduğu anlaşılır. Keşişler ise kahve meyvelerini yediklerinde tadını beğenmezler. Acı buldukları kahve meyvelerini ateşe atarlar ama kahvenin hoş kokusunu fark edip kahveden bir içecek hazırlarlar. İçtikleri kahve nedeniyle keşişler, bütün gece uykusuz kalınca kahvenin bir Tanrı nimeti olduğuna ve gece boyu dua etmeleri için g’önderildiğine karar verirler.

KAHVE DEYİP GEÇMEYİN

Kahvenin hazırlanmasında ve sunumunda çeşitli araç ve gereçler kullanılmıştır: Kahve kavurma dolapları, kahve kavurma tavaları, kahve çekirdeğini soğutmak için ahşaptan tepsiler, ahşap havanlar, ahşap kutulu kahve değirmenleri, metal değirmenler, kahve kutuları, kahve ’ölçekleri, cezveler, ocaklar, kulpsuz fincanlar, kulplu fincanlar, fincan tabakları, metal fincan zarfları, tepsiler, tepsi ’örtüleri, seyyar kahvecilerin kahve düzeni …

skylife.com

internet


Yemek tarifleri

Peynir ve Kurutulmuş Domatesli Dip

MALZEMELER

7-8 diş sarımsak
3 yemek kaşığı zeytin yağı
2 kibrit kutusu keçi peyniri
3 yemek kaşığı krem peynir
3-4 parça kurutulmuş domates
1 çay kaşığı kuru kekik

HAZIRLANIŞI

  1. Ayıklanmış sarımsakları, peynirleri, zeytinyağını ve kekiği mutfak robotuna alarak iyice ezin
  2. Bu karışıma kurutulmuş domatesleri de ekleyerek bir kez daha karıştırın.
  3. Dipimiz hazırdır, grissini veya çeşitli sebzeler ile servis edebilirsiniz.
Not: Grissini ve çeşitli sebzeler (havuç, salatalık, brokoli, karnabahar) ile servis edebilirsiniz.

Patatesli Hızlı Omlet

Malzemeler

1 adet patates
1 yemek kaşığı un
1 adet yumurta
tereyağ
tuz

Hazırlanışı

  1. Patatesi soyup, rendeleyin.
  2. Un, yumurta, tuz ile rendelenmiş patatesleri iyice karıştırın.
  3. Kapaklı yapışmaz bir tavada tereyağını eritip, karışımı d’ökün.
  4. Her iki tarafı da kızarana kadar kapağı kapalı şekilde ağır ateşte pişirin.
  5. Sıcak sıcak servis edin.

Kremalı B’örek

MALZEMELER

2 adet yufka
2 adet yumurta
200 ml krema (1 kutu)
100 gram beyaz peynir

Hazırlanışı

  1. Yumurtalar ve krema bir kasede iyice çırpılır.
  2. Yufkanın ilki tezgaha serilip üzerine çok az kremalı karışımdan sürülür.
  3. İkinci yufka kremalanan yufkanın üzerine serpilip kremalı karışımdan sürülür.
  4. Bir kase yardımıyla 10 cm’de daireler kesilir.
  5. Yufkalar topkek kalıplarına yerleştirilir.
  6. İçlerine ezilmiş beyaz peynir konulup, büzüştürülerek kapatılır.
  7. Kalan kremalı karışım b’öreklerin üzerine sürülür.
  8. Önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında kızarana kadar pişirilir

internet


Reţete culinare

Dip de brânză cu roşii uscate

Ingrediente:

7-8 căţei de usturoi
3 linguri de ulei de măsline
2 bucăţele (de mărimea unei cutii de chibrituri) de brânză de capră
3 linguri de cremă de brânză
3- buc de roşii uscate
o linguriţă de cimbru

Mod de preparare:

  1. Se blenduiesc împreună usturoiul curaţat, brânza, uleiul de măsline şi cimbrul.
  2. În acest amestec se adaugă şi roşiile uscate şi se amestecă bine.
  3. Dip-ul este gata. Se poate servi cu grisine sau batonase de legume (morcov, castraveţi, broccoli, conopida)

Omletă rapidă cu cartofi

Ingrediente:

un cartof
o lingură făină
un ou
unt
sare

Mod de preparare

  1. Se curăţă cartoful şi se dă prin răzătoare.
  2. Se amestecă bine făina, oul, sarea şi cartoful răzuit.
  3. Într-o tigaie de teflon cu capac se topeşte untul şi se adaugă amestecul de ou cu cartof.
  4. Se coace amestecul pe ambele părţi la foc încet cu capacul pus la tigaie.
  5. Se serveşte caldă.

Plăcinte cu smântână dulce

Ingrediente

2 foi de plăcintă
2 ouă
200 ml de smântână dulce
100 gr de telemea

Mod de preparare:

  1. Într-un castron se amestecă smântâna cu oul.
  2. Se pune prima foaie de plăcintă pe masa de lucru şi se adaugă deasupra putină compoziţie de smântână cu ou.
  3. Peste această foaie se adaugă ce a de-a doua foaie peste care adăugăm amestec de smântână cu ou.
  4. Cu ajutorul unui castron se taie forme de aproximativ 10 cm.
  5. Acesta se aşează în tavă de cuptor pentru brioşe, adaugând la mijloc telemeaua pisată.
  6. Se strânge partea de sus a bucăţii de cocă astfel încât să arate ca un săculeţ, după care cu restul de amestec de smântână se unge pe deasupra.
  7. Se dă tava la cuptorul preîncălzit la 180 de grade.